Yavşak, bit yavrusu demek. Argodaki kullanımını nasıl tarif edebilirim: Sözünün eri olmayan, murayilik yapan, işine geldiği gibi konuşan, bedel ödemeyen, sorumluluk almayan, kıblesi; izanı bulunmayan kişi. Yine argodan gidersek, "harbi"nin veya "delikanlının" tersi.
Yıllardır en korktuğum hastalıklardan biri budur. Yavşaklık bir virüstür; grip gibi kalabalık ortamlarda yayılır, verem gibi karanlık mekanları sever, frengi gibi cinsel yollardan bulaşır, kanser gibi kararlı bir şekilde sizi ele geçirir. Yavşaklık en çok mavra yoluyla geçer. Yavşak insanlarla bir arada olursanız yavşak oluverirsiniz.
Yaşamak için doğru söylemek zorunda bile kalsan 'doğruna sahip çık'. İçinde bir yerlerde hep koru onu. Bazen içini yaksa bile çekip atma. Yuhalansan, aşağılansan, yok sayılsan da sımsıkı sarıl ona.
Çünkü o doğru senin kalbinde durdukça, yalancıların hiçbirine rahat yok.
Bu kadar basit işte. Tıpkı bir çocuk masalındaki gibi... En son kişi de 'yalancı' olmadıkça hiçbir sahtekar huzur içinde uyuyamayacak. Hiçbiri yalanlarının içinde keyif çatamayacak. Hiçbiri.
En son kişi sensin. Başarının sırrı sensin. Kıymetini bil.
Kendini koru!"
Fantine'in başına gelen bu felaketin anlamı neydi? Toplum bir köle satın almıştı.
Kimden? Sefaletten.
Açlıktan, soğuktan, yalnızlıktan, terk edilmişlikten, yoksulluktan. Acıklı bir pazarlık. Bir parça ekmeğe karşı bir ruh. Sefalet arz ediyor, toplum kabul ediyor.