Toyluğun insanı kanatlandıran hafifliği özleniyor yaşlandıkça; hayatın daha vaatkâr olduğu o zamanları derin bir özlemle anıyor insan. Kimi hatıraların gücü bütün bir geçmişe fazladan bir kudret katıyor. Yitip gidenlere içi karıncalanıyor insanın.
Bu yazım sevgili eşim Ayçagül Akar ‘a ithaf edilmiştir.
“Atma Babaaa..“
Yahu şu yoklukta, elindeki demir parayı taze betonun içine attı ya adam. Ben onunla renk renk akide şekerleri alırdım, gitti anam gitti! Tamam da ben büyüdüm, koca adam oldum, şimdi şu sekiz yaşımdaki köyde evin temel atılmasında yaşadığım anıyı televizyon izler gibi izliyorum. Rüya mı ki? Hem dışarıdan görüp hem bire bir yaşıyorum, bak işe. Küçücük çocuğum, yamalıklı askılı pantalonumu unutmuştum ne çok severdim oysa. Bırak, anı yaşa be adam. Otuz iki sene geriye gitmişim ama babam bu günkü halinde, olmaz ki....
Işık... gölge....sonra karanlık... babam... bozuk para beton harcının içinde parıldadı...parıltı...meneviş... gölge.. uyku...
Uyandım mı acaba? Oysa her yer karanlık daha. Açmam gözlerimi biraz daha uyurum, son rüyam dönüp duruyor zihnimde, belki devam ederim... Yok olmuyor, sabah olmuş kalkmalı şimdi. Rüyalar, insan zihninde karanlıkta kalmış anılara tutulan fenerler gibi bazen, görüntü bulanık. Zihin ne garip, gördüğüm rüya da ne zamansız. Kafamın ağırlığına bakılırsa gece haddinden fazla demlenmişim. Offf bu gün Ankara’ya gideceğim zaten. Saat 06:45, olsun, kalkıp düşeyim yollara. Bak Ayçam uyuyor daha, gürültü etmeden giyinip çıkmalı ya ışık yanacak, hemen de uyanır. Uyansın yola gideceksin, helalleşmeden olmaz. Tamam kalktım işte bak gün ağarmaya başlamış, vaktidir. Ayak yoluna gitmeli şimdi. Kızım Öyküm ne de güzel uyur, odasından gelen horultuya bakılırsa burnu tıkanmış gene, hastalanıp ateşlenmese keşke. Kendi etimden et kopsa sesim çıkmaz da çoçuğumun en küçük acısıyla dünyalar başıma yıkılır, bu da benim zaafım galiba. Adam sende kimin acısına duyarsız kalabildin şimdiye kadar, laf şimdi dediğin. Hah uyanmış biriciğim, kıyamam, yan dönsem uyanır