Küçükken de böyleydi, onu işitmek, anlamaya yetmezdi. Kelâmını tercüme için biraz hissi kablelvuku, biraz da talim gerekirdi. Şimdi bu defter bile nüktedanlığı ölçüsünde kederliydi. Sağ gösterip sol vurmak tam da Eyüplük işti. Ağladığı yerden güler gibi yapmak, sonra kahkahaları hıçkırıklara katmak... Bu yüzden okuduklarından işkillendi Müesser. Kardeşinin şifa bulmak için gittiği doktorla eğlenmesinden, derdini de dermanını da küçümsemesinden, kendi kendine yazarken bile olmadık oyunlara girişmesinden... Bu haller tam da Eyüp'e göreydi zaten. Görünen oydu ki Eyüp sadece başkalarından değil, kendinden de kaçıyordu. Hatta belki bütün dalgacılar gibi en çok kendisinden kaçıyordu. Minik bir deftere bile gönül rahatlığıyla açılıp dökülemiyordu.