Geçmişin geçmiş olabilmesi için zamanın geçmesi yetmez. Bir toplumun bugünüyle dünü arasına bir çizgi çekebilmesi için, varsayımsal sınırın bu tarafına onurunu, kendine olan saygısını, kimliğini yerleştirebilmesi gerekir; yakın zamanda gerçekleştirilmiş bilimsel icatlara, inandırıcı ekonomik başarılara, başkalarının hayranlığını kazanmış kültürel ilişkilere ya da askeri zaferlere sahip olması gerekir.
Bir kadına ya da bir erkeğe saygı duymak demek, onunla her hakka sahip bir insan gibi, özgür ve yetişkin bir insan gibi konuşmak demektir, yoksa onu, toprağa ait bir serf gibi, içinde yaşadığı topluluğa ait olan, bağımlı bir varlık olarak görmek değil.
Önümüzdeki yıllarda, insanlar arasında, bütün sınırların ötesinde, yeni bir tür dayanışma -evrensel, karmaşık, etkili, üstüne düşünülmüş, olgun bir dayanışma- oluşturulabilecek mi? Hiç de din karşıtı olmadan, insanın en az bedensel gereksinimleri kadar gerçek olan metafizik gereksinimleri duyarsız kalmadan, dinlerden bağımsız olunabilecek mi? Kültür zenginliğini ortadan kaldırmadan ulusları, cemaatleri, etnik toplulukları aşabilecek bir dayanışma sağlanabilecek mi? Bu dayanışma, kıyamet tellallığı yapmadan insanları bekleyen tehlikelere karşı onları bir araya getirebilecek mi?