Kıskançlık insan karakterine asla bir şey katmadığı gibi, hiç kimseyi büyük ve iyi bir insan sa yapmamıştır. Gerçekte kıskançlık, insanı öfkeden dolayı kör eden, şüpheden dolayı küçülten ve imrenmeden dolayı katılaştıran etkenlerin başında gelir.
Kadın, yalnızca ölüm ve yıkım soluduğu bir atmosfere bir çocuk getirmektense, annelik mutluluğundan sonsuza dek vazgeçebilir.
...
Çocukla büyümek onun sloganıdır...
Aşk, himaye istemez; kendi kendisinin hamisidir. Aşkın hayat verdiği hiçbir çocuk yoktur ki, yalnızlık, açlık ve şefkat ihtiyacı çeksin. Bunun doğru olduğunu biliyorum. Âşık oldukları erkeklerden çocuk yaparak özgürce anne olmuş kadınlar tanıyorum. Evlilikler içerisinde pek az çocuk, bakımın ve korunmanın tadını çıkarır; kendini adamış özgür annelik, vermeye kadirdir.
Serbest aşk mı? Sanki aşk hiçlikte doğan bir şeymiş gibi! İnsan beyinleri satın alabilir ama dünyadaki milyonlarca kişi aşkı satın alamıyor. İnsanlar, bedenleri baskı altında tutarken, yeryüzündeki bütün iktidarlar bir araya toplanıp da aşkı dize getiremiyor. İnsan bütün ulusları fethetmiş olsa bile, ordular bir türlü aşkı fethedememiştir. İnsan, ruhunu zincirleyip prangaya vurdu, lakin aşkın karşısında baştan aşağı çaresiz kaldı. Saltanatında, hazinesinin bütün görkemi ve ihtişamıyla hükmetse de, aşk yanından geçip gittiğinde insan yoksul ve perişandır. Şayet aşk yanında durursa, en fakir virane bile sıcaklık, hayat ve renkle ışıldar. Aşkın bir dilenciyi kral ypaacak büyülü kudreti vardır. Evet, aşk beleştir; başka bir atmosferde mesken tutmaz. Özgürlükte kendisini çekinmeden, bol bol, bütünüyle sunar. Kaidelerin üzerindeki bütün kanunlar, evrendeki bütün mahkemeler bir olsa, gene de aşkı, bir kere kök saldığı topraktan söküp atamaz. Eğer toprak çoraksa evlilik nasıl olur da onun meyve vermesini sağlayabilir? Aynen fani hayatın ölüm karşısındaki son umutsuz mücadelesi gibi.