Kitabın yazarı olan Esra Ezmeci hakkında çevremden sürekli bir şeyler duyduğum ve kendisinin psikolog olduğunu öğrendiğimden beri herhangi bir kitabını okumaya niyetlenmiştim. İsmini ilginç bulduğum için bu kitabını okumayı tercih ettim.
Kitabın başında psikolojide oldukça yaygın bir terapi yöntemi olan şema terapiye ilişkin çok geniş ve çok faydalı bilgiler verilmiş. Daha sonra ise kitabın ismiyle alakalı olarak şema terapiden daha az yer kaplayan ve psikoloji dalından tamamen uzak çeşitli “taktikler”den bahsedilmiş. Ve sayfa sayısı artsın diye mi bilmem aynı şeyler farklı başlıklarla 3 kere, belki de daha fazla anlatılmış. Anlamadığım şeyler şunlar: bir tarafta psikoloji bilimi varken diğer tarafta tamamen halk arasında dayanağı olmayan safsatalar yer alıyor. Yazar kişisinin amacı kitabın sonundaki bu “vazgeçilmez olmanın sırları”na değinmekse baştaki psikolojik bilgileri bize neden verdi? Bir psikolog olarak bilimden bu kadar uzaklaşıp yetmeyip psikoloji bilimini sırf sondaki safsataları satmak uğruna sayfa sayısı doldurma amacıyla bu saçma kitaba dahil etmekten çekinmedi mi?
Kitabı neresinden tutsam elimde kalıyor. Beş kuruş fazla kazanma gayesiyle insan duygularını böyle kolay sömürme darbesi psikologlardan gelince çok şaşırıyorum. Aslında şaşırmamak gerek. Televizyon kanalları başka bir psikoloğun insan sömürüsünden dizi yapmaktan bir hal oldu. Yazık!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Birçok çocuk kitabının okunduğundan daha fazla anlam taşıdığı, vermek istediği mesajların çok fazla olduğu aşikâr. Küçük Prens, Şeker Portakalı, Mutlu Prens gibi eserler bunun en büyük kanıtı. Ancak “Neden Çocuk Kitapları Okumalıyız?” adında kitap yazmış olan bir yazarın bu konuda daha ikna edici olması gerektiğine inanıyorum. Kitabın çıkış noktası, amacı çok güzel. Fakat içeriği böyle bir konu için boş kalıyor.
İncelemeyi yazmadan önce kitaba ismini vermiş olan baş karakterimiz Marguerite'den hangi kelime ile bahsetmem gerektiğini çok düşündüm. Zira kendisi toplumun ahlakî değerlerini karşılamayan bir hayat sürmekte olup yaşamını bu şekilde idame ettiren bir karakter. Ancak kitaptaki anlatılanlardan yola çıkarak gözümde kırılgan ve nahif olarak canlandırdığım bu karakteri, hakkında hiç düşünülmeden kullanılacak olan o ağır sıfatlardan korumak ve kollamak istedim. Tıpkı kitabın yazarı gibi, Marguerite'i çok sevdiği kamelyalarla, nahif ruhuna yaraşır bir şekilde anmak istedim.
Kitapta toplumun onaylamadığı bir şekilde hayatını süren Marguerite ile sevgilisi Armand'ın dillere destan olmuş aşkından bahsediliyor. Payımıza almamız gereken şeyler ise: aşkın koşulsuz, çıkarsız ve bütün çıplaklığıyla göğüslenmesi gereken bir duygu olduğu. Ben bu hüzünlü ama akıcı kitapta beni derinden etkileyen yegane şey olan aşktan bahsetmek istiyorum. Elbette toplumun iki yüzlülüğüne, genç kadınlara reva görülen yaşayış şekillerine değinilmesi de gerekir ama bugün kalemimden dökülenler bunlar:
Aşka hazırlıklı olamazsınız. Aşkı yavaşlatamaz, durduramazsınız. Aşka şart koşamazsınız. Aşka talep iletemez, teklif sunamazsınız. Aşk sizi ne zaman isterse o zaman bulur. Nerede isterse orada yakalar sizi. Aşk sizi bulduğunda ona nankör davranırsanız kendi sonunuzu hazırlarsınız. Rağmenlere rağmen kabul edersiniz aşkı. Sizi hiç olmadığınız birine dönüştürdüğünü fark ettiğinizde iş işten geçmiş olur. Eğer hikayeniz mutlu sonla biterse bütün bunlar ilerisinde sizi bir ödülün beklediği aksiyonlu bir yol gibi görünür gözünüze. Ancak hikayenin sonu hüzünlü olursa... Bir daha yürümeyi göze alamadığınız bir yola dönüşür yalnızca.
En acısı da bu değil mi? Aşk bir risktir. Ancak alınması gereken türden bir risktir.
Kamelyalı KadınAlexandre Dumas (fils) · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201924,2bin okunma
Daha dün ruhlarının yalnızlığında hasta odalarının loşluğunda çabucak ölmeyi arzulayanlar, başkalarının yaşamını ve mutluluğunu görünce nasıl da yaşamak istiyorlar?