Geçmişini, ne zaman kesin bir plan yaptığını, ne kadar az günün tasarladığın gibi geçtiğini, ne zaman yüzünün doğal haline büründüğünü, ne zaman zihnşnin huzursuz olmadığını, böylesine uzun bir ömürde ne başardığını, sen kendin ne kaybettiğini anlamazken, birçoklarının senin yaşamından ne kadar çok çaldığını, yersiz kederin, aptalca mutluluğun, açgözlü şehvetin, dalkavukça ilişkinin yaşamından ne kadar çok çaldığını, sende sana ait ne kadar az şey kaldığını yeniden düşün, göreceksin ki vaktinden önce ölüyorsun.
... oysa yaşam doğru değerlendirildiğinde insana yetecek kadar uzundur. Makam ve şöhret peşinde koşmak, yarını düşünürken bugünü kaybetmek, başka deyişle anı yaşayamamak yaşamı kısaltır. Buna karşılık kusurlarımızla yüzleşmeli, erdemli bir yaşam için kendimize dönmeliyiz.
İnsan, yaşamıyla ilgili olarak çoğunluğun tercihlerini örnek alma zorunluluğunu hissetmemeli, aklı temel almalı, akla karşı duran kalabalıktan kendini kurtarmalıdır.
Buradaki arkadaşlarımızın incelemelerini okudum. Herkes kitabı çok beğenmiş ve etkilenmiş. Bense pek beğenemedim kitabı. Özellikle ilk kısım bana biraz karışık geldi. Uzun süredir felsefe ile içli dışlı değilim açıkçası. Belki de o yüzden tatmin etmedi beni, bir an önce o kısım bitsin istedim. İkinci kısım ise gayet memnun etti beni. Orada anlatılmak istenen aslında insanlar zamanlarını yönetemiyor sonra da hayatın ne kadar kısa olduğunu, hiçbir şey yapamadıklarını söylüyorlar. Ben de bu kısım insanlardan olabilirim. O yüzden bu kısım bana daha cazip geldi. Karışık değildi ve anlaşılırdı. Bir sürü altı çizelecek, anlam çıkarılacak cümle vardı.