Lise öğrencilerine sorunuz, çoğunun, hikmet ve anlamına bir türlü akıl erdiremedikleri edebiyat derslerini hiç sevmediklerini göreceksiniz. Liseden çıktıktan birkaç yıl sonra edebî bilgilerini kontrol edin, yine çoğunda bu derslerden hemen hiç bir iz kalmamış olduğunu farkedersiniz. Gerçi aralarında birkaç edebiyat meraklısı gencin, kişisel merak ve çabaları ile o eski eserleri anlayacak kadar bir dil bilgisi edindikleri, bu sayede o derslerden yararlandıkları görülür. Ama, bu merakı duyacak kadar sanat aşkı taşıyan bir genç lise dışında da sırf kendi hevesi sayesinde aynı bilgileri edinebilir. Sonra bazı uyanık ve aydın edebiyat hocalarının, programa ve geleneğe rağmen, edebiyat dersini çocuklar için yararlı ve meraklı bir hale getirmenin yolunu bulduklarını da görüyoruz. Ama bu başarılarını alışılmış usullerden uzaklaşmalarına borçlu oldukları da inkâr edilemez bir gerçektir.
Sorgulama, sorunsal inşa etme, biraz da ironik bir ifadeyle, sorun yaratma pratikleri aydını aydın kılan pratiklerdir. Bunun Osmanlı-Türk aydını için de farklı olmadığı aşikâr.
Hitler Mein Kampf / Kavgam kitabında şöyle sorar: “Bu propaganda kimin dikkatini çekmeli? Bir toplumun bilimsel anlayışı benimsemiş aydın kesiminin mi, yoksa daha az eğitimli geniş
kitlelerin mi? Elbette daima ve yalnızca daha az eğitimli geniş kitlelerin!”