Ayrica bir tek ölüyü ele alsak bile, onun bazi seyleri bilmesinden duyacagimiz mutlulugun, her seyi bilmesinden duyacagimiz korkuyu dengeleyeceginden emin olabilir miyiz? Yapacagimiz fedakarlık ne kadar zor olsa da, dostlarimizin öldükten sonra bizi yargilamalari korkusuyla dostluklarindan vazgeçmez miydik?
Etrafimizda olup bitenleri arzumuza bagli olarak degistirebilecegimizi zannederiz; buna inaniriz, çünkü bundan baska olumlu hiçbir çözüm gormeyiz. En yaygin, üstelik olumlu çözümü düsünmeyiz: Olaylari arzumuza bağlı olarak degistiremeyiz, ama zamanla arzumuz degisir. Tahammül edemedigimiz için degistirmeyi umdugumuz duruma karsi kayıtsızlaşırız. Aşmaya kesin kararlı oldugumuz engeli aşamayız, ama hayata kapilip o engelin etrafindan dolasir, önüne geçeriz; o zaman dönüp uzaktaki geçmise baktigimizda, engel o kadar görünmez olmustur ki, zorlukla seçeriz onu.
Bir insanla aramizdaki baglar sadece zihnimizde mevcuttur. Hafiza zayifladikça bu baglari gevsetir; kanmak istedigimiz ve baskalarini ask, dostluk, kibarlık adina, herkes ne der korkusuyla veya görev duygusuyla inandirdigimiz hayale ragmen, tek basimiza var oluruz.
Insanoglu kendi disina çikamayan, baskalarini ancak kendi içinde tanyabilen ve aksini iddia ettiginde yalan söyleyen bir yaratiktir.
…talihsiz bir olayin (olaylarn dörtte üçü talihsizdir) birebir caresi karar vermektir; çünkü verilen karar düsüncelerimizde ani bir yön degisikligi yaratir, geçmis olaydan kaynaklanan ve o olayin titresimini uzatan düsüncelerin akışını durdurur ve dışarıdan, gelecekten gelen zit düsüncelerin tersine akisiyla böler. Ama bu yeni düsünceler, bilhassa gelecegin derinliklerinden bir umut getirdikleri zaman bize iyi gelirler.