Georgi Gospodinov’un Bahçıvan ve Ölüm kitabı, hastalığın aslında gerçekleşmemiş konuşmaları ve ertelenmiş yakınlığı nasıl ortaya çıkardığını çok çarpıcı bir şekilde anlatıyor. İnsan, çoğu zaman en yakınına söyleyemediklerini ancak bir şeyleri kaybetme ihtimaliyle yüzleşince söylemek istiyor.
Kitapta baş karakter, bir yazar ve aynı zamanda babasının bakımını üstlenen bir evlat. Babasının adım adım ölüme yaklaşmasına tanıklık ederken yaşadığı duyguları okurla paylaşıyor. Bu duygular sadece anlatılmıyor, aynı zamanda okura da hissettiriliyor.
Özellikle acı durumların içine serpiştirilen o hafif komik hikâyeler, kitabın en sevdiğim yanlarından biri oldu. Çünkü en zor anlarda bile insanın zihninin nasıl başka yerlere kaçtığını, kendini korumaya çalıştığını gösteriyor.
Kitap boyunca ölümün kaçınılmazlığını ve aslında ne kadar yakınımızda olduğunu fark ediyoruz. Ama en çok da şunu düşündürüyor: Söyleyemediklerimizle yaşamaya ne kadar alışmışız? Bahçıvan ve Ölüm
İğne gece gündüz aklımdan çıkmıyordu. Bütün düşüncelerim onunla doluydu. Hiç unutamıyordum. Yeniden yeniye onu düşündüm. Bir daha düşündüm. Okudum. Şeyh’in söylediklerinin hepsini hatırlamaya çalıştım. Derken iğneyle beraber olduğum kadar Allah’la beraber olsaydım ne olurdu diye düşündüm