Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Neticede her teke bir çift, her yastığa iki baş gerekir. O çatının altı kimi gün cehenneme dönse de , insana iyi günde kötü günde, hastalıkta sağlıkta , bir dostla, hiç değilse bir düşmanla, aynı çatı altına sığınmak lazım değil midir?
Şekip Altunkan’ın “Dağdaki Ateş” adlı romanını, 528 sayfalık bir yolculuğun ardından bugün bitirdim. Genel itibarıyla akıcı ve sürükleyici bir metin; iyi şartlarda büyümüş olan Handan’ın, mecburi hizmetle gittiği dağ kasabasında yaşadığı içsel dönüşüm geniş bir şekilde işleniyor. Yazar, Handan’ın karşılaştığı zorlukları, toplumla kurduğu bağı ve iç çatışmalarını güçlü bir hikâye örgüsüyle aktarmış.
Fakat romanın en zayıf yönü kuşkusuz betimlemelerindeki yetersizlik. Duygu yoğunluğu yüksek anlar, çok sade ve yüzeysel ifadelerle geçilmiş. Derinlikli ve vurucu olması gereken duygular, basit kelimelerle aktarılmış; bu da okurda yeterince etki bırakmıyor. Oysa ki hikâyenin dokusu, çok daha güçlü bir anlatımı kaldırabilecek nitelikteydi.
Yine de Handan’ın yaşadığı içsel değişim ve karşılaştığı Anadolu gerçeğiyle kurduğu ilişki, kitabı değerli kılıyor. Belki dili biraz daha derinleşseydi, ruhumda daha kalıcı bir iz bırakabilirdi.