Sevmek, sevilen insanı (ya da şeyi) canlandırmak, onun yaşam duygusunu artırmak anlamına gelir. Aynı zamanda, kişinin kendisini de canlandıran, yenileyen ve hareketlendiren bir süreçtir.
Eğer sevgi, "sahip olmak" türünde ele alınacak olursa, kendinin kılmak, deneyim altında tutmak anlamlarına gelecek ve böylece de canlandırmak ve hareketlendirmek yerine, boğucu, engelleyici ve kısırlaştırıcı bir eylem haline dönüşecektir.
Karşımızdaki bir insana güvenebilmek, ondan emin olabilmek; kendi benliğimizi olayın dışında tutup tutmamamıza bağlıdır. Kendimizi işe karıştırmadan, karşımızdaki kendi bütünlüğü ve "öyle oluşu" içinde görmeyi başarabilirsek, hem onun kişiliğini ve kendine özgü güçlerini tanıyabilir, hem de onu bütün insanlığın bir parçası olarak algılama imkanına kavuşuruz. Böylece onun neleri yapıp, neleri yapamayacağını bilir, yani ondan emin oluruz.
Bilmek, işte bu hayallerin kırılması ile yani bir hayal kırıklığı yaşamakla başlar. Bilmek, yüzeyden köklere inmek, nedenleri araştırmak ve gerçeği açıklığı ile "görmek" demektir. Ayrıca bilmek, gerçeği araştırarak ona hep biraz daha fazla yaklaşma çabasıdır .
Başka bir deyişle, ben kendini bir "sorun" haline dönüştürdüğüm için, yarattığım bu benim dışındaki nesne, beni belirlemeye, bana sahip olmaya başlamıştır.
Ask, bütün Tanrısal şeyler gibi, insanın fiziksel ve ruhsal olarak kendisine teslim olmasını bekleyen, korkutucu bir Tanrıça'dır. Tapınma biçimi, ona karşı acı çekmektir ve olayın zirvesi, kişinin kendini tümüyle feda etmesi, yani intihar etmesidir.