Diktatör, medyayı tümüyle ele geçirdiğinde "alternatif bir gerçeklik" yaratmaya çalışır. Bu noktada, somut gerçeklik ile medyanın çarpık gerçekliği arasındaki sınır bulanıklaşır. Diktatör bu sayede kitleleri kendinin kahraman olduğuna -bir hayal olsa da- inandırır ve idari başarısızlıkları, yanlış politikaları ve baskıcı uygulamalarından mağdur olan binlerce kişinin sesinin duyulmasını engeller.
Bu tablo ister istemez şu soruyu sordurur: Diktatör, güvenlik aygıtını (ordu, polis, hakim ve savcı, sivil ve askeri istihbarat) tamamen kontrol ettiği halde niçin tüm ifade araçlarını ortadan kaldırmak ister? Devleti tümüyle kontrol ettiğine göre kendinden farklı görüşlere sahip kişilere ufak da olsa bir alan tanısa nasıl bir zarar görebilir?
Diktatör mutlak hakikati kendisinin bildiğini düşünür ve kendine çok değer verdiği için başka birinin onun dehası karşısında hayran olmaması, farklı bir fikri ifade etmesi ya da politikalarını eleştirmesine akıl sır erdiremez. Muhaliflerin ülkeyi bölüp devleti yıkmaya çalışan ajanlar olduğu inancı diktatörün narsisizmine uygun tek açıklamadır. Diktatör kendini ulusun ve halkın tek temsilcisi olarak gördüğü için suçluluk hissi duymadan muhalifleri elindeki tüm yön temlerle ezmeye girişir. Bunların arasında tutuklama, işkence ve katliam da vardır -ahlaka ve hukuka aykırı bu uygulamalar diktatöre göre ulusun çıkarlarının korunması açısın dan elzem olduğu gibi ulusu hedef alan komplolardan kaynaklı "tehlikeleri" bertaraf edebilmek için de gereklidir. Diktatör gün gelip fikir de değiştirebilir -2006'da anayasa değişikliği öneren Hüsnü Mübarek'in yaptığı gibi. Alternatif fikirleri ifade edebilecek yegane kişinin yine kendisi olduğunu düşünür. (sh:61)