Zeliha: "Hepsi mi uydurma Selim?" dedi. Selim büsbütün kızdı. Okuduklarımız, yazarın kafasından çıkıyordu. Gerçekte böyle güzellikler yoktu. Bütün güzellikler hayal gücündeydi. İsterse o da şimdi oturup bizleri gözyaşlarına boğacak aşk hikayeleri icat ederdi. Cahilliğimizden gülüyorduk ona. Bu hikayeleri yazmak gereksizdi. İnsan, daha büyük gerçekler peşinde koşmalıydı. Sevgisini başka şekilde göstermeliydi. Zeliha sordu: "Nedir bu büyük gerçekler?" Belki anlatması güçtü. Fakat insan ruhuna ait daha büyük gerçekler vardı. İnsan yalnız kaldığı zaman öyle şeyler düşünüyordu ki aşk bunların yanında küçük bir yer tutuyordu. Sevdaya zaman yoktu. Zeliha güldü: "Belki bu söylediklerin de hayal ürünüdür, ne dersin?" Hayır, değildi. Aşk bir zayıflıktı ve insanın başka güzellikleri görmesine engel oluyordu. Selim kızınca düşündüğü şeylerin tam tersini savunurdu. Bu sözleri de inadından söylüyordu herhalde. Kim bilir, belki de samimiydi. İnsanlarla uyuşamadığını hissetmenin getirdiği komplekslerdi bunlar.