Bazı şeyleri duymaktan gerçekten sıkıldım artık. Konuşmalar, fikirler, düşünceler asla bir şeyi değiştirmiyor. Feminizm, kadın erkek eşitliği, fırsat eşitliği, kadın cinayetleri, istismarlar, erkeklik baskısı, hak ettiğin yerlere gelememek, çalışmaların sonuç vermemesi, umutsuzluk… Instagram da dinlediğimiz başarı öyküleri, yok çalışkanlık, yok pes etmemek… Din de olsa siyasette en basiti iki insan arasında ki diyalog da olsa farketmiyor. Doğarken ben ben olmayı seçmedim ki! Tercih sunulmadı ki, aynur hanım hangi burç olmak istersiniz, karakter özellikleriniz nasıl olsun, hangi ülke de hangi ırk olarak doğmak isterdiniz, cinsiyetiniz ne olsun gibi. Anneler bile doğurdukları çocukları ayırt edip birine diğerinden daha fazla özen gösterme eğilimindeyken nerede eşitlik arıyoruz? Birimizin hiç çabalamadan ulaştığı yere diğer birimiz nasıl olurda o kadar çabalasa da ulaşamaz? Bazılarımız hırsla, azimle hedeflerine ulaşırken kırılgan bir benliğe sahip olup vazgeçme eğilimi gösteren, zaten doğuştan hep koşması hiç durmaması belki o zaman hedeflerine ulaşabilecek olan bizler ya da ben neye göre, kime göre, nasıl böyle bir insan oldum? Önüne yemek koyulduğunda beğenmeyince bunu bulamayanlar da var diyerek avutulduk sürekli. Hep birileriyle kıyaslandık, yarıştık, rekabet ettik, pes ettik, yenildik. Neredeyim, ne istiyorum, ben kimim, neyi seviyorum, neyi sevmiyorum, nelerden hoşlanırım bilmiyorum. Kendi kendimden sıkıldım. Her zaman en büyük düşmanım kendim oldum ve olmaya da devam ediyor. Zaman aleyhime, ailem aleyhime, şartlar aleyhime. Bir söyleşi de “Şikayet etmeyi bırakın, şikayet aptalların işi dünyadan daha az kendinden daha çok iste!” demişti bir hocamız. Ama yapamıyorum, beceremiyorum. Her şeyin farkındayım ama kılımı kıpırdatacak gücüm, hevesim yok. Alışmışım bu