(Spoiler içerir!!!)
Orwell’ın Stalin dönemini eleştirdiği, eşitlik ilkesiyle ilk adımları atılan bir devrimin bir noktada yolundan saparak nasıl totaliter sisteme yöneldiğini anlattığı eseri, Yaşlı Reis’in şu sözleriyle -nasihatleriyle- başlar:
“İnsan, üretmeden tüketen tek yaratıktır. Gene de, tüm hayvanların efendisidir. İnsan’a ve onun başının altından çıkan tüm uğursuzluklara karşı düşmanca davranmanın göreviniz olduğunu hiçbir zaman akıldan çıkarmayın. İki ayaklılar düşmanımızdır. Dört ayaklılar ve kanatlılar dostumuzdur. Şunu da unutmayın ki, İnsan’a karşı savaşırken sonunda ona benzememeliyiz. Onu alt ettiğiniz zaman bile, onun kötü alışkanlıklarını benimsemeye kalkmayın. Hiçbir hayvan asla bir evde yaşamamalı, yatakta yatmamalı, giysi giymemeli, içki ve sigara içmemeli, paraya el sürmemeli, ticaretle uğraşmamalı. İnsan’ın bütün alışkanlıkları kötüdür. Ve en önemlisi, hiçbir hayvan kendi türünden olanlara zorbalık, etmemeli. Güçlüsü güçsüzü, akıllısı akılsızı, hepimiz kardeşiz. Hiçbir hayvan başka bir hayvanı öldürmemeli. Bütün hayvanlar eşittir.”
Yaşlı Reis’in ölümünden sonra bir ayaklanma gerçekleşir ve hayvanlar, çiftliği ele geçirir. Orası artık Beylik Çiftliği değil, Hayvan Çiftliğidir. Hayvanların yönetiminde olan bir çiftlik daha önce ne duyulmuş ne de görülmüş şeydir ancak bir süre işler onlar için iyi gider. Kendileri üretmekte ve yine kendileri tüketmektedir. Düzenin sağlanması ve başkaldırının nedenlerinin unutulmaması için yedi kural belirlenir.
“DÖRT AYAK İYİ, İKİ AYAK DAHA İYİ!”
Zaman geçer ve işler değişir, eşitlik algısı yerini tıpkı insandaki gibi yönetme, lider olma, tek olma arzusuna bırakmaya başlar. Domuzlar çiftliğin yeni burjuvasıdır. Napolyon ise yeni liderleri. Dört ayak üstünden iki ayağa geçmeleri, demokratik adımların totaliter