Ayşa..

Ayşa..
@ays_zdmr
Daha güzel bir dünya dilerdim instagram.com/aysaozdmr?igsh=...
Özel eğitim öğretmenliği
Aksaray üniversitesi
Aksaray
140 okur puanı
Ağustos 2020 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Puan vermedi·80 syf.··
2026 22. kitabı
·
13 saatte okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 08:38
Ayşe Eser’in Neden Neden’i 80 sayfalık ince bir kitap — ama bu incelik hem gücü hem de zayıflığı. Yazar, modern insanın “neden?” diye sormayı nasıl bıraktığını, otoritelere, dogmalara ve “asıl hayat birazdan başlayacak” avuntusuyla nasıl uyuştuğunu anlatıyor. Bu tez, doğru ve yerinde. Sosyal medya çağında hazır anlatılara yaslanmanın ne kadar kolay, sorgulamanın ne kadar zahmetli olduğunu herkes bir şekilde hissediyor — Eser bunu dürüstçe ve akıcı bir dille kâğıda döküyor Eleştirel bir gözle bakıldığında ise kitabın zaman zaman vaaz sınırına yaklaştığı hissediliyor. “Neden?” sorusunu sormak özgürlüktür mesajı, bazı sayfalarda o kadar doğrudan tekrarlanıyor ki okur bunu kendisi keşfetmek yerine söylenmiş buluyor. Kişisel gelişim türünün genel tuzağı bu zaten: okuru düşündürmek yerine zaten düşündüğünü onaylamak. Eser’in en güçlü olduğu yerler, bu tuzaktan kaçıp somut ve kişisel gözlemlere indiğinde açılıyor. Yine de kitabın varlığı kendi başına anlamlı. Türkiye’de kişisel gelişim raflarına bakıldığında motivasyon klişeleriyle dolu kitaplar arasında, sorgulamayı merkeze alan bir ses bulmak sık rastlanan bir şey değil. Neden Neden bir solukta okunuyor, zihin açıyor ve bazı sayfalarda gerçekten duraksatıyor. Daha uzun, daha riskli, daha derinden yazılabilirdi — ama var olması, olmaktan iyi.
Neden NedenAyşe Eser · Elma Yayınevi · 2026119 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·325 syf.··
2026 21. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 19:57
Özel eğitimde her gün Charlie Gordon’larla çalışıyorsun — bunu okurken fark etmeden duraksıyorsun. Çünkü Keyes’in anlattığı şey sadece bir zekanın yükselmesi değil, bir insanın başkalarının gözündeki yeriyle yüzleşmesi. Charlie’nin “arkadaşlarının” aslında onu küçümsediğini öğrenmesi, zihinsel yetersizliği olan bireylerin toplumda nasıl görüldüğüne dair o rahatsız edici gerçeği romanın tam ortasına koyuyor. Ve bu sahneyi okurken “ben öğrencilerime nasıl bakıyorum?” sorusu kaçınılmaz biçimde geliyor. Charlie’nin dönüşüm süreci aslında iyi tasarlanmış bir bireyselleştirilmiş programa benziyor — hedefe odaklı, ölçülebilir, belgelenmiş. Ama Keyes’in sorduğu soru tam da BEP’lerin yanıt veremediği türden: müdahalenin başarısı kimin için başarıdır? Charlie için mi, onu “geliştirmek” isteyen bilim insanları için mi, yoksa onun “normal” olmasını bekleyen toplum için mi? Özel eğitimciler bu gerilimi soyut bir etik tartışması olarak değil, her sabah sınıfa girdiklerinde bedensel olarak yaşıyorlar. Romanın sonu — ki vermeyeceğim — tıbbi model ile sosyal model arasındaki o eski, bitmez tartışmayı düşündürüyor. Keyes bizi Charlie’yi “iyileştirme” arzusunun aslında kimin sorununu çözdüğünü sormaya zorluyor. Algernon’un hikayesi bu yüzden sadece bir çocuk kitabı değil; disability studies’in en temel sorusunu, akademik bir dille değil bir farenin ölümüyle soruyor. Ve bu soru, sınıfına her gün giren bir özel eğitimci için hiçbir zaman teorik kalmıyor.
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202536,8bin okunma
9/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2026 10. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 01 Mart 2026 01:29
Misail Poloznev’in yaptığı şey aslında çok basit: babasının mimarı oğlu olarak belirlediği hayatı reddedip işçi olmayı seçiyor. Ama Çehov’un elinde bu basit tercih, taşra Rusya’sının tüm katmanlarını yerinden oynatan bir sarsıntıya dönüşüyor. Çünkü buradaki asıl mesele sınıf değiştirmek değil, insanın kendi doğasına sadık kalma inadı — ve toplumun bu inadı nasıl affetmediği. Misail ne bir kahraman ne de bir devrimci; sadece yalan söylemeyi beceremeyecek kadar dürüst biri. Ve bu, etrafındakileri düşündüğünden çok daha fazla rahatsız ediyor. Çehov burada uzun uzun açıklamıyor, vaaz vermiyor. Sahneyi kuruyor, karakterleri konuşturuyor, sonra geri çekiliyor — ve tam da o çekilme anında okur, söylenmeyen şeyin ağırlığını hissediyor. Misail’in babası, karısı Maşa, kız kardeşi Kleopatra; hepsi farklı biçimlerde aynı tuzağın içindeler: toplumun kendileri için çizdiği çerçeveyi gerçeklik sanmak. Yalnızca Misail o çerçevenin dışına çıkmayı deniyor — ve bunun bedelini hem fazlasıyla ödüyor hem de garip bir huzurla taşıyor. Hayatım adı ilk başta sıradan geliyor, belki biraz da mütevazı. Ama kitabı bitirince bu başlığın ne kadar doğru seçildiğini anlıyorsunuz: bu gerçekten bir hayat — büyük zaferler ya da çöküşler değil, sabahları kalkmak, çamurda çalışmak, sevilmek, terk edilmek ve yine de burada olmaya devam etmek. Çehov’un olgunluk dönemi eserlerinin en karakteristik özelliği bu zaten; hayatın içindeki o sessiz, inatçı onuru görme becerisi. Hayatım da bu becerinin en yalın ve en sarsıcı örneklerinden biri.
HayatımAnton Çehov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20252,621 okunma
Puan vermedi·248 syf.··
2026 19. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 01:22
Anna Sewell Siyah İnci‘yi hasta yatağında, annesine dikte ederek yazdı — ve bu bilgi kitabı okurken sürekli aklının bir köşesinde dolaşıyor. Çünkü roman da tam olarak öyle bir şeyden bahsediyor: acıyı içinde taşıyıp yine de devam etmekten. Siyah İnci bir at olarak konuşuyor, ama hiçbir zaman “bakın bir hayvan ne kadar akıllı” havasında değil bu. Aksine, Sewell’in kurgusu o kadar doğal akar ki birkaç sayfa sonra anlatıcının at olduğunu unutuyor, sadece yorgun ve sabırlı bir varlığın sesini duyuyorsunuz. Kitabın asıl ustalığı şurada: Sewell zalim insanları karikatürize etmiyor. Bazıları bilgisiz, bazıları aceleci, bazıları sadece umursamaz. Kötülük burada çoğu zaman kasıtlı değil, ilgisizlikten doğuyor — ve bu, romanı bir hayvan masalından çok daha gerçekçi bir insan hikâyesine taşıyor. Siyah İnci’ye en çok zarar verenler, aslında kötü kalpli değil, sadece karşılarındakini hiç düşünmemiş olanlardır. Bu tespiti 1877’de kâğıda dökmek, bugün hâlâ geçerliliğini koruyan bir öngörüdür. Sewell kitabını bitirdikten birkaç ay sonra öldü, eserin büyük başarısını göremedi. Ama Siyah İnci o tarihten bu yana elli milyondan fazla satarak dünyanın en çok okunan kitapları arasına girdi. Bunu okuyunca insan şunu düşünüyor: belki de en kalıcı şeyler, en sessiz niyetlerle yazılır. Sewell’in niyeti büyük bir edebi yapıt yaratmak değildi; sadece insanların atlara biraz daha iyi davranmasını istiyordu. Ve bu küçük, somut istek, bir şekilde asırlık bir edebiyat eserine dönüştü.
Siyah İnciAnna Sewell · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202411,9bin okunma
Puan vermedi·236 syf.··
2026 18. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 27 Mayıs 2026 20:04
Saramago romanına “Ertesi gün hiç kimse ölmedi” diye başladığında, insanın içinde garip bir sevinç kıpırdıyor — ta ki birkaç sayfa sonra o sevincin ne kadar naif olduğunu anlayıncaya kadar. Ölümsüzlük bu romanda bir nimet değil, yavaş yavaş açılan bir yara gibi işler; yaşlılar ölemiyor, hastaneler taşıyor, devletin tüm denklemi bozuluyor. Saramago burada insanlığın ölüm karşısındaki çifte yüzünü, onu hem lanetleyip hem de ona muhtaç olduğunu, soğukkanlı ve iğneleyici bir mizahla gözler önüne serer. Romanın ikinci yarısında sahne değişir; ölüm soyut bir olgu olmaktan çıkıp sicim çantasıyla mektup taşıyan, köpeklerin kucağına oturan, viyolonsel sesine kulak veren bir kadına dönüşür. Ve bu dönüşüm kitabın en tuhaf, en güzel yerdir. Çünkü Saramago ölümü insanlaştırırken aslında insanlığı da bir tür ölüm kılığına büründürür — ikisi de birbirinden korktuğu kadar birbirini istemektedir. Bu noktada roman bir alegori olmaktan çıkıp neredeyse bir aşk hikâyesine dönüşür; ama Saramago’nun elinde aşk bile felsefeyle haşır neşirdir. Yazarın o meşhur üslubunu — noktalama işaretlerini cimrice kullanan, diyalogları düz metne gömen, tek uzun nefes gibi akan cümlelerini — bu romanda bir kez alıştın mı, başka türlü yazılmış bir şeyi garip bulmaya başlıyorsun. Kitabın adındaki masal tonu da tesadüf değil: Saramago, çocuklara ölümü anlatmak için değil, yetişkinlere hayatın ne olduğunu hatırlatmak için masal dilini ödünç almış. Roman kapandığında “Ertesi gün hiç kimse ölmedi” cümlesi sende bambaşka bir ağırlıkla oturuyor — başta okuduğun cümleyle aynı kelimeler, ama artık hiç aynı anlama gelmiyor.
Ölüm Bir Varmış Bir YokmuşJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınevi · 202015,4bin okunma