"Daha şimdiden isimler çıkmıştı ortaya; Kara Fatma'lardan, Ayşe Onbaşı'lardan, Pembe Çavuş'lardan bahsediliyordu. Kadınlık ilk defa şehadet ve gazâ mertebelerine ermişti."
Tahayyül edilen İslami düzen, çoğunlukla Batı kapitalist düzeninden farklılığı üzerinden betimlenmekte; sonra da Batı kapitalizmi bencil bireylerin para kazanma içgüdülerine dayanan ve gerek zengin ile yoksul gerek kapitalist ile işçi arasında çatışma ve zıtlaşmalarla dolu bir düzen olarak tanımlanmaktadır. Kapitalist ekonominin özgül niteliği olan daimi gerilim, devlet müdahalesini gerektirir ve ekonominin kendiliğinden işleyişini bozar. Bu yüzden kendi çıkarını gözeten bireylerin eşitsiz ve adaletsiz bir toplum yaratacağı belirtilerek bu durumun bireysel özgürlüğü sınırlamak için keyfi ve yapay önlemler alınmasına yol açtığı dile getirilmektedir. Ancak kültürel normlar ve kurumlar temelinde işleyen bir ekonomi toplumsal yozlaşma ve baskıcı devlet müdahalesinin getirdiği tehlikelerden uzak kalabilecek toplumsal ilişkileri garantileyebilir. Bu anlamda homo lslamicus'un dünyası homo brutalisin (zalim insan) kapitalist dünyasına alternatif olarak sunulur. Homo lslamicus'un ahlaki temelleri ve kişisel ve enformel nitelikli karşılıklılık ilişkilerinin kurumsal çerçevesi üzerinden işleyen bir İslami ekonomi tasavvuru, bu sebeple Batı kapitalizmine karşı eleştirel bir konumla el ele gider. Sosyoekonomik ilişkileri düzenleyen formel mekanizmaların karşısında konumlandırılan dini doktrinin biçimlendirdiği enformel davranış kurallarının önemi, eşitlik kavramının içeriğini de belirler.
Pek çok geç sanayileşen ülkede olduğu gibi Türkiye'de de otoriterliğin ve yolsuzlukların tarihsel mirası, gerek sendikalar gerek geleneksel siyasi örgütlenmelerle ilgili yaygın bir hoşnutsuzluğa yol açmıştır. Ama Türkiye bağlamında, 1980 darbesi neticesinde mevcut siyasi parti yapılarının dağılması ve hem siyasal temsiliyette hem sendikal faaliyette kısıtlayıcı yasa değişiklikleri yapılması da, geleneksel siyasi faaliyet biçimlerine alternatif olarak sivil inisiyatiflere gösterilen ilginin artışında rol oynamıştır.
1980'lere ve 1990'lara cumhuriyet tarihinde eşi görülmemiş yolsuzluk dalgaları damgasını vurmuştu. Cumhuriyetin ilk dönemindeki klientalist ilişkilerin yerini iktidardaki siyasetçilerin yasadışı kazançlarını içeren pratikler almıştı. 1980'lerde ANAP iktidarının iyi Özal dönemindeki gelişmeler bilinen skandallarından birisi dönemin Başbakanı Turgut Özal ve ailesini içeriyordu. Daha sonra bu tarz yolsuzluklar 1989'da yerel seçimleri kazanan merkez sol Sosyal Demokrat Halkçı Parti'den (SHP) politikacılara, DYP'ye ve RP'ye de yayıldı. 1996'dan 1997'ye kadar başbakan olan Necmeddin Erbakan daha sonra yolsuzluktan yargılandı ve ev hapsine mahkum edildi.
1980 askeri müdahalesinin özel sektör açısından önemli bir sonucu örgütlü emek hareketinin sınırlanmasıydı. Darbeden sonra DİSK kapatıldı ve liderleri hapse atıldı. Konfederasyon, ancak 1992'de, oda üyelerinin çoğunu en büyük ve yerleşik sendika konfederasyonu olan Türk-lş'e kaptırdıktan sonra, sendikacılık sahnesine dönebildi. Hak-lş'in ise, daha önce belirttiğimiz gibi siyasal lslam'la sıkı ilişkile ri vardı. Yeni sendika yasası sendikaların gücünü ve etkinliğini büyük ölçüde kısıtlıyordu.
DP hükümeti 1951'de lmam Hatip okullarını kurdu. Zaman içinde bu okulların sayısı arttı ve 1960'larda AP hükümeti bu okullardan mezun olanların ilahiyat dışındaki dallarda da yüksek öğrenime devam etmesi için yasaları değiştirme sözleri vermeye başladı. Bu yöndeki yasal değişiklikler 1970'lerde yapıldı. Sonuç olarak İmam Hatip okullarının sayısı daha da arttı. Bu dönemde İmam Hatiplere kız öğrenciler de alınmaya başladı, halbuki kadınlar bu mesleki eğitim sonucunda dinle ilgili bir görev alamıyordu.