tüm varlığım benim, karanlık bir ayettir
seni, kendinde tekrarlayarak çiçeklenmenin ve yeşermenin sonsuz seherine götürecek.
Ben bu ayette seni ah çektim, ah
Ben bu ayette seni ağaca ve suya
ve ateşe aşıladım!
Yaşam belki uzun bir caddedir,
her gün filesiyle bir kadının geçtiği.
Yaşam belki bir urgandır,
bir adamın daldan kendini astığı,
yaşam belki okuldan dönen bir çocuktur,
yaşam belki, iki sevişme arası rehavetinde yakılan bir sigaradır,
ya da birinin şaşkınca yoldan geçişi, şapkasını kaldırarak,
başka bir yoldan geçene anlamsız gülümsemeyle ‘günaydın’ diyen.
Yaşam belki de o tıkalı andır,
benim bakışımın senin buğulu gözlerinde kendini paramparça yıktığı ve bir duyumsama var bunda
benim ay ve karanlığın algısıyla birleştireceğim.
Yalnızlık boyutlarındaki bir odada,
aşk boyutlarındaki yüreğim,
kendi mutluluğunun sade bahanelerini seyreder,
saksıda çiçeklerin güzelim yok oluşunu ve senin bahçemize diktiğin fidanı
ve bir pencere boyutlarında öten kanarya ötüşlerini.
ah..
budur benim payıma düşen,
budur benim payıma düşen,
benim payıma düşen, bir perde asılmasının benden aldığı gökyüzüdür,
benim payıma düşen, terk edilmiş merdivenlerden inmektir
ve ulaşmaktır bir şeylere çürüyüşte
ve gurbette.
Benim payıma düşen anılar bahçesinde hüzünlü gezintidir.
ve ‘ellerini seviyorum’ diyen sesin hüznünde ölmektir..