Eskiden babaannemin yolculuğa çıkanların ardından bir tas su döküşü gibi, arkamdan Yağmur dökecekti bulutlar. Yürüdüğüm yollar foşur foşur yıkanacaktı. Silinecekti mütevazı ziyaretimin emareleri , tek bir adımın izi kalmayacaktı. Sonra kuşlar ufka doğru kanatlanacaktı. Gün batacak, güneş henüz tanışmadığım bir yarına doğacaktı. Akacaktı zaman kendi başına, ben hiç olmamışım gibi. Şehir ben hiç gelmemişim gibi yaşayacak bugün çocuk olanlar adımı bilmeden usul usul yaşlanacaktı. Hatırlanmayacaktım. Doğrusu da buydu. Bu defteri, hatırlanmaya değecek bir fenalık yapmadan kapatabilmek. Bu dünyadan, ona en az hasar vererek, erimeye gelmiş bir kar tanesi gibi geçebilmek. Daha iyisi de yapılabilirdi elbet, ama ben yapamamıştım…
Ne diyebilirim ki sana, varlığın sırları saklı senden, benden;
bir düğüm ki ne sen cözebilirsin, ne ben. Bizimki perde arkasından dedikodu;
Bir indi mi perde, ne sen kalırsın, ne ben.
………….
Ne bilginler geldi, neler buldular !
Mumlar gibi dünyaya ışık saldılar
Hangisi yarıp geçti bu karanlığı ? Birer masal söyleyip uykuya daldılar .
Sayfa 101 yedi Ömrüm olsaydı eğer, her akşam şu taraçada şu rahat divana uzanıp yatmak için birini feda ederdim seve seve; bu şarabı içmek parmaklarımı şu kaseye daldırıp yemek için... Mutluluk tek düze bir yaşamda gizli.
 Sayfa 124 bendelerinden bir kısmı dünya malına aşırı Düşkünler. Hak sahiplerinin haklarından bir bölümünü geri alarak bu kısmın fazla olduğunu iddia ediyorlar. Eteği yırtıp kola eklemekle asla gömlek yapılamaz.
Sayfa 240 Tebriz öyle bir günde geçiştirilecek bir yer değil. Nasıl olurdu buraya kadar geldikten sonra, doğunun en büyük kapalı Çarşısı’nın labirentlerinde bir veya iki gün boyunca kaybolmadan çekip gitmeyi düşünüyorsunuz? Günümüzde Seyyahların hep acelesi var; telaş içinde, her ne pahasına olursa olsun diyerek geliyorlar, ama gelmek bir yolun sonuna varmak demek değil. İnsan her menzilde bir yere varır, her adımda gezegenimizin gizli kalmış bir yüzünü keşfedebilir, bunun için bakmak, istemek, inanmak, sevmek yeterli .
Sayfa 307 İran hala imam Hüseyin’in anılarıyla yaşamıyor mu? Ama kahraman Şehidin de yaptığı kaybedilmiş bir savaş sürdürmekten başka bir şey değildi; yenildi, ezildi, katledildi ve biz onu şerefle anıyoruz.
Sayfa 80’de Nizamülmülk’ün Ömer hayyam ile konuşmasından;
-benim payıma düşen bu uçsuz bucaksız memlekette kainatın en güçlü en zengin en istikrarlı en iyi yönetilen en güvenli devletini kurmayı düşünüyorum, her şehrin kulağı en zayıf uyruğunun bile şikayetlerine açık, içinde Allah korkusu olan, adil bir adam tarafından idare edileceği bir imparatorluk düşlüyorum. Kurdun ve kuzunun aynı dereden huzur içinde birlikte su içeceği bir devlet düşünüyorum. Ama düş kurmakla da yetinmiyor düşlerimi hayata geçiriyorum. Yarın İsfahan mahallelerinde bir dolaş her yeri kazan ,yapılar diken işçi ordularını arı gibi çalışıp duran zanaatkarları bir gör ,her yerde hanlar camiler kervansaraylar kaleler hükümet konakları Saraylar yükseliyor yakında her büyük şehrin benim adımı taşıyan kendi medresesi olacak: nizamiye medreseleri