hikayeyi, kurguyu, olayları hemencecik benimseyip çok sevdim. kitabı okurken hiç sıkılmadım, çok akıcıydı. sanki ben de uğultulu tepeler'in bir sakiniymişim de olayları içerden görüyormuşum gibi hissettim. her karakter çok güçlü ve derinlikli oluşturulmuş, hiçbiri birbirine benzemiyor ama hepsinde çevresinden bir parça var gibiydi. kitabın başında heathcliff'e karşı hissettiğim acıma, üzülme duygusu gittikçe nefrete dönüştü. kendini geliştirmek için bir sürü fırsatı varken bunları geri tepip böyle saplantılı ve korkunç birine dönüşmesini okumak hem çok zevkliydi, hem de dehşet içinde kaldım çoğu zaman. intikam duygusunun böylesine boyunduruğu altında kalıp sadece kendisini üzenleri değil onların çocuklarının da hayatlarını mahvetmeye çalışması bence heathcliff'i en kindar karakterlerden birisi haline getirdi. kendine bunları yapmasına üzülüyordum ama catherine ve edgar'ın arasına girip isabella'yı da sırf intikam için kullanınca hatta hareton ve cathy hatta kendi oğluna bile intikam için eziyet edince daha çok acı çekmesini, daha feci ölmesini istedim. eve getirildiğinde haline üzüldüğüm çocukla, sonda ölümüne deli gibi sevindiğim aynı heathcliff miydi diye çok sorguladım. aynı insandı ama aynı kişi değildi kesinlikle. heathcliff ve hareton birbirine bu kadar benzerken heathcliff'in intikam ile yanıp tutuşması, hareton'ın ise için gelişip değişmeye çalışması aslında hayatta kendi hayatımızı çizenin de yine kendimiz olduğunu gösteriyor bence. kitabın günümüz ile başlayıp geçmişi anlatması da hoştu. hep cathy nasıl oldu da heathcliff'in gelini oldu diye meraktaydım, geçmişi anlattıktan sonra yeniden günümüze gelip başta huysuz olan cathy ve vahşi olan hareton'ın da nasıl değiştiğini göstermesi de çok güzeldi. çeviri de hoşuma gitti, okurken rahatsız eden bir yer olmadı.