Kurt Vonnegut bizi 3.Dünya Savaşı sonrası New York kentinin İlium eyaletine götürüyor.İlium’un kuzeybatısı müdürler,mühendisler ve devlet memurlarından; kuzeydoğusu makinelerden; güney kısmı ise bir köprüyle ayrılarak sıradan halkın yaşadığı Yuva kısmından oluşuyor.
Her savaş büyük kayıpları beraberinde getirse de bu savaş büyük bir şey kazandırdı:İnsan gücü olmadan üretim.
İnsanların bütün gün bir iş başında çakılıp kalıp hiç düşünmedikleri zamanlar artık çok uzak.Bu yeni dünya tasvirinde insanların aptalca hatalarına yer yok, artık herşey makinelerin denetiminde.”Bayat bir fıkranın dediği gibi,bütün kozlar makinelerin elindeydi.”
Kuşaklar boyunca rekabet ve piyasanın, üretkenliğin ve ekonomik açıdan faydalı olmanın, çevredekilerin gıpta ettiği biri olmanın tapınılası bir şey olduğu aşılanan kitleler bir anda yerlerinden ediliyor.Üretime katılamıyor, faydalı olamıyorlar.Makineler insanların ellerinden işlerinden çok daha fazlasını aldılar:katılıma bağlı önem duygusunu.Bu yeni dünyada ne kadar akıllıysan o kadar iyisin.Eğer düşük bir IQ’ya sahipsen sadece Haşat ve Iskartalar grubuna aitsin.Peki bu gruplandırma işlemlerine hangi otorite karar veriyor? Hangi gruba dahil olacağına,ülkenin ihtiyaçları gibi birçok duruma EPİCAC XIV adı verilen bir çeşit bilgiayar karar veriyordu.Makineler sayesinde sadece üretim gerçekleştirilmekle kalmıyor, politika ve hükümet iç içe, ama birbirine ilişmeden yaşıyordu.Bu mekanik dünyada din olgusunun da ortadan kalkmış olduğunu, insanlara fayda sağlamaktan çok uzak bir yerde yer aldığını görüyoruz.
Peki bu sürekli mekanikleşmenin ilerlemeyle eşdeğer olduğu olgusuna dayalı sistemden herkes memnun muydu?
“..bunlar köle değilse yaptıkları şeyleri onlara nasıl yaptırıyorsunuz?
-Yurtseverlik denen bir şey var.”
Yuva vatandaşlarının
Otomatik PiyanoKurt Vonnegut · April Yayıncılık · 2018372 okunma