Adı:
Otomatik Piyano
Baskı tarihi:
Haziran 2018
Sayfa sayısı:
376
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786056842665
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Player Piano
Çeviri:
İrma Dolanoğlu-Çimen
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
April Yayıncılık
III. Dünya Savaşı sürerken, Amerikalı müdürler ve mühendisler, hiç insan emeği kullanmadan üretim yapmanın yollarını geliştirdiler. Bu yöntem o kadar kazançlıydı ki, savaş bittikten sonra da aynı minval üzre devam etmekte bir sakınca görmediler. Bir tek sorun vardı; o da savaş bittiğine göre artık bir işi gücü kalmayan insanlar ne yapacaktı? Herkes işsizlik sigortasından parasını alıyordu (tüketecek kimse olmazsa üretimin ne anlamı olurdu ki zaten?), sorun burada değildi. Sorun insanların yaşamak için bir amaca, kendilerini anlamlı ve gerekli hissedecekleri bir meşgaleye ihtiyaç duymalarındaydı. Yeni sistem tam da bunu esirgiyordu onlardan.

"'Bu şarkıyı senin şerefine çaldım, Doktor,' diye bağırdı, Rudy gürültüyü bastırarak. 'Bitene kadar bekle.' Rudy, antika enstrüman sanki en son teknoloji harikasıymış gibi davranıyor, heyecanla inip kalkan tuşların ardından seçilebilen müzik kalıplarını gösteriyordu: titremeleri, bütün tuşların akordiyon gibi hareket etmesini ve bas tuşların ağır ağır, düzenli inip kalkışlarını. 'Bak, şu ikisinin inip kalktığını gördün mü Doktor! Tıpkı bir adam çalıyormuş gibi. Şunlara bak!'

Müzik tam beş sentlik bir eğlence sunmuş havasıyla birden sustu. Rudy hala bağırıyordu: 'İnsan bir tuhaf oluyor değil mi Doktor, şu tuşların inip kalktığını seyrederken? Sanki bir hayalet oturmuş yüreğini döküyor gibi.'"
“Yapmak mı” dedi Harrison. “Yapmak mı? Mesele de o ya, oğlum. Bütün kapılar kapandı. Bir yetişkinin sığacağı boş bir rahim bulup içine girmekten başka yapacak bir şey yok. Makinesiz bir tane bulursam ne mutlu bana!”

Yapacak bir şey yok, bütün kapılar kapalı. Yarın bugünden daha değersiz olacağız. Ve kimsede bunun aksini kanıtlayacak bir emare yok. Her gün yeniden ve yeniden hissedeceğiz kıymetsizliğimizi. Yapacak bir şey olmadığı için ıskartaya çıkarılmış bir vaziyette makinelerin ve onların patronlarının bizim için üretecekleri yeni şeylere sahip olacağız. Ancak onları hak edecek herhangi bir emek sarfetmeyeceğiz. Sadece yaşayacağız, tekdüze ve standartlaştırılmış bir şekilde. Çok mu uzak bunlar? Hayır değil. Şu anda yaşıyoruz. Her gün insan denen varlık daha da değersizleşiyor. Çünkü insan yorulur, yanılır, hata yapar, tembellik yapar. İnsan varsa sıkıntı vardır, zayıflık vardır. İnsan insanca yaşamaya çalıştıkça medeniyet için sorun yaratmaya da devam eder. Bunun önüne geçebilecek tek yol otomotize edilmiş yepyeni bir medeniyettir. Tıpkı şu an sürüklendiğimiz dünya gibi.

Tekdüze hayatlarımızdan ne kadar sıkılıyoruz? Sıkıntımız bizi hangi eylemleri yapmamıza kadar götürüyor, bunların cevabını verebilmemiz gerekiyor. Çünkü modern insan sıkılır. İş yapar sıkılır, işten elini çeker yine sıkılır. Çünkü insanın tüm kıymeti yaptığı iş ile ölçülmekte, bizatihi kendi değeri göz ardı edilmektedir.

Doktor Paul Proteus mekanikleşmiş hayatı için bir sabotajcı olmak için işte bundan can atmaktadır. Ürettiği değeri hissedebilmek için vazgeçer her şeyden. Babasının çizdiği ufka ulaşabilmek için yapması gerekenler çok basittir oysa. Ancak sistem içinde yükselmek kolay, sistemin dışına çıkmak zordur dostu Finnerty’nin dediği gibi. O zor olanı yapar, bütün suçlamaları göze alarak sistemin dışına çıkar, yani sistemin tam karşısına geçer. Sıradan insanların yanında olur, sadece insan oldukları için, makinelerin maharetinden vazgeçer, haşat ve ıskartaların arasına dalar. Çünkü gerçek hayat orada akmaktadır, kanlı ve canlı bir şekilde. Kitap boyunca Ilium kentinde müdürlerin ve mühendislerin yaşadığı bölgeyi puslu bir şekilde görebilirken, Yuva diye adlandırılan ve sıradan, işe yaramaz insanların yaşadığı bölgeyi tüm canlılığıyla görürüz. Paul bir gece tek başına gittiği Yuva’dan tedirginlik içinde ancak içinde ezikliğini hissettiği bazı duygularla ayrılır. Buradaki insanlara içten içe acımaktadır ve bu insanların acınacak durumda olmalarına sebep aslında kendisi gibi makinelerin başındaki mühendisler ve müdürlerdir ve Paul bunun bilincindedir. Bu bilinç yavaş yavaş sistemin sorgulanmasına ve sistemden çıkmasına kadar götürür Paul’u.

Paul gayrı ihtiyari bir şekilde suça sürüklenmektedir, çünkü ne zaman ki sistemi sorgulamaya başlar o zaman sistem tarafından potansiyel bir suçlu olarak algılanır. Onun kadar zeki birinin sistemin içinde yer almaması onun muhtemel bir sabotajcı olacağını da göstermektedir. Buna makinelerin ve makinelere inanan insanların imanı tamdır. Paul farkında olmadan gizli bir cemiyetin içine doğru yol alır. Kendi önceleri farkında değildir fakat bu cemiyete bağlılığa giden tüm yollar döşenmeye başlamıştır onun için. Lasher ilk tanıştıklarında Paul ve Finnerty’ye söyle der: “İşler, beyler sahte bir Mesih’in gelişi için tam tavında ve geldiği zaman kan çıkacak.”

Ve o sahte Mesih için Paul’den iyi bir aday olamaz. Zira tüm ulusça sevilen saygı duyulan bir figürün zeki çalışkan ve gelecek vadeden varisidir. Oysa Paul sadece sistemin dışına çıkmak standartları ve tekdüzeliği kendi adına kırmak istiyordur. Fakat sistem onu öyle bir yerde konumlandırır ki ya kendisine ihanet etmek zorunda kalacaktır ya da sisteme. O kendine ihanet etme yanlışına düşmez. Zira sahip olduğu herşeyi Paul’e borçlu olan eşi Anita da kendisine adice ihanet eder. Paul’un gidecek bir evi kalmamıştır. O da Yuva’ya döner. Herşeyin başına. Tekdüzeliği yıkar, standartları parçalar. Kanlı ve başarısız olacağı en başından belli bir devrim girişiminde en ön saflarda olur. Ve yine kendini denemiş olmanın gururu ile sisteme teslim eder.

“Kazansak da kaybetsek de önemi yok, Doktor. Önemli olan denemiş olmamız. Denedik, kayda böyle geçecek.” der Lasher Paul ile yaptığı son konuşmalardan birinde. Gerçekten de öyle değil mi sıkıcı, tekdüze hayatımızın zincirlerini kırmaya niyet ettiğimiz ilk anda biz de denemenin o erişilmez hazzını yaşamıyor muyuz? Denemek, sonu kötü olsa da makinedeki bir dişliyi kırmak, galiba tüm mesele burada yatıyor.
Distopya türü kitapları okumayı seven biri olarak açıkcası çok da umduğumu bulamadığım bir kitap oldu. Okuması gayet kolay, çok hızlı akıyor, olay örgüsü anlamakta sorun yaşamıyorsunuz. Ele alınan konu; sistemi ele geçirmiş makineler, elitlerin ve işsizlerin, sıradan vatandaşların (kölelerin) olduğu bir ayrışma, bunu değiştirme mücadelesi.
Benim kitap okurken en çok ilgilendiğim kısım karakterlerin derinliği ve bu karakterlerin sistem dolayısıyla oluşan psikolojileri, düşünceleri ve size bunu nasıl aktardıkları. Sayfalar hızla akıp giderken, tekrar okuma ihtiyacı hissetmedim çünkü düşündürecek kadar derinlikli bulmadım. Belki de bu Kurt Vonnegut’u ilk kez okuduğum içindir, diğer kitaplarını henüz okumadığım için genel yargıya varmak istemem. Bu arada Kurt Vonnegut her ne kadar kendini BK yazarı olarak görmese de, daha iyi distopya ve BK romanları mevcut.
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.202 Oy)8.510 beğeni27.292 okunma750 alıntı133.105 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (5.760 Oy)6.069 beğeni15.981 okunma2.543 alıntı82.482 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (8.858 Oy)8.804 beğeni24.143 okunma1.627 alıntı112.061 gösterim
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.656 Oy)18.216 beğeni41.286 okunma2.674 alıntı173.741 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.115 Oy)7.684 beğeni21.609 okunma773 alıntı84.398 gösterim
  • Fahrenheit 451
    8.4/10 (1.945 Oy)1.665 beğeni4.448 okunma1.933 alıntı38.938 gösterim
  • Cesur Yeni Dünya
    8.5/10 (1.750 Oy)1.499 beğeni4.087 okunma916 alıntı29.560 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.443 Oy)5.552 beğeni18.851 okunma774 alıntı96.341 gösterim
  • Sineklerin Tanrısı
    8.2/10 (2.447 Oy)2.130 beğeni6.585 okunma382 alıntı36.838 gösterim
  • Mülksüzler
    8.8/10 (487 Oy)489 beğeni1.229 okunma719 alıntı18.601 gösterim
Bu hayatta, inan bana, düşünceli olanlar, hassas olanlar, gülünçlüklerin farkında olanlar, binlerce ölüm yaşar.
Kurt Vonnegut
Metis Yayınları EPUB
"Kadınlar erkeklerin hissetmediği şeyleri içgüdüyle hissederler," diyordu Anita. "Erkeklerin aldırış etmediği önemli şeyler bizim dikkatimizi çeker."
Kurt Vonnegut
Metis Yayınları EPUB
"Jimmy, IQ her şey demek değildir. Bu dünyadaki en mutsuz kişilerden bazıları en akıllı olanlardır."
Kurt Vonnegut
Metis Yayınları EPUB
"Bir Üçüncü Sanayi Devrimi olacak mı dersiniz?"
Paul ofisinin kapısında durdu. "Üçüncü mü? O neye benzerdi acaba?"
"Tam olarak bilmiyorum. Birinci ve ikinci de bir zamanlar akıl almazdı herhalde."
"Yerlerini makinelere bırakacak insanlar için belki. Üçüncü ha? Bir bakıma üçüncüsü de kaç zamandır olagelmekte ona bakarsan, düşünen makineleri kastediyorsak. Üçüncü devrim o olurdu bence insan düşüncesini değersizleştiren makineler."
Kurt Vonnegut
Metis Yayınları EPUB
Kısacası, babasını saldırgan ve azametli kılan şey Paul'da eksikti: gerçekten umursayabilmek.
Kurt Vonnegut
Metis Yayınları EPUB

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Otomatik Piyano
Baskı tarihi:
Haziran 2018
Sayfa sayısı:
376
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786056842665
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Player Piano
Çeviri:
İrma Dolanoğlu-Çimen
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
April Yayıncılık
III. Dünya Savaşı sürerken, Amerikalı müdürler ve mühendisler, hiç insan emeği kullanmadan üretim yapmanın yollarını geliştirdiler. Bu yöntem o kadar kazançlıydı ki, savaş bittikten sonra da aynı minval üzre devam etmekte bir sakınca görmediler. Bir tek sorun vardı; o da savaş bittiğine göre artık bir işi gücü kalmayan insanlar ne yapacaktı? Herkes işsizlik sigortasından parasını alıyordu (tüketecek kimse olmazsa üretimin ne anlamı olurdu ki zaten?), sorun burada değildi. Sorun insanların yaşamak için bir amaca, kendilerini anlamlı ve gerekli hissedecekleri bir meşgaleye ihtiyaç duymalarındaydı. Yeni sistem tam da bunu esirgiyordu onlardan.

"'Bu şarkıyı senin şerefine çaldım, Doktor,' diye bağırdı, Rudy gürültüyü bastırarak. 'Bitene kadar bekle.' Rudy, antika enstrüman sanki en son teknoloji harikasıymış gibi davranıyor, heyecanla inip kalkan tuşların ardından seçilebilen müzik kalıplarını gösteriyordu: titremeleri, bütün tuşların akordiyon gibi hareket etmesini ve bas tuşların ağır ağır, düzenli inip kalkışlarını. 'Bak, şu ikisinin inip kalktığını gördün mü Doktor! Tıpkı bir adam çalıyormuş gibi. Şunlara bak!'

Müzik tam beş sentlik bir eğlence sunmuş havasıyla birden sustu. Rudy hala bağırıyordu: 'İnsan bir tuhaf oluyor değil mi Doktor, şu tuşların inip kalktığını seyrederken? Sanki bir hayalet oturmuş yüreğini döküyor gibi.'"

Kitabı okuyanlar 29 okur

  • Kübra
  • Ömer Kurt
  • İrem Uyanık
  • Şebnem Kara
  • Cemre Tombuloğlu
  • Kitap Yolculuğu
  • Ahmet Boyraz
  • Ömer Toy
  • Ahmet Erkam Saraç
  • AbdullahG

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%23.5 (4)
9
%17.6 (3)
8
%41.2 (7)
7
%5.9 (1)
6
%5.9 (1)
5
%0
4
%0
3
%5.9 (1)
2
%0
1
%0