Ayşegül Kılıç

Ayşegül Kılıç
@aysegullkllc
Ya ben de sandığım kadar ‘insan’ değilsem?
Puan vermedi·128 syf.··
2026 3. kitabı
·
30 saatte okudu
·
Okunma: 09 Nisan 2026 20:28
İnsanlığımı Yitirirken, insanın kendine yabancılaşmasının en sert ve en rahatsız edici anlatımlarından biridir bence. Kitabın ana karakteri Yozo, ne kadar toplumun içinde de olsa o topluma ait hissedemeyen bi’ birey olarak çıkıyor karşımıza. Onun hikayesi klasik bir anlamdıramama hikayesinden çok, baştan beri eksik olan bir insanlığın fark edilemeden sürüklenişi. Bana kalırsa Yozo’nun yaşadığı temel problem çoğu insanın düşündüğü gibi sadece uyumsuzluk değil. O, insan ilişkilerini ve duygularını doğal bir şekilde deneyimleyemeyen bu yüzden de sürekli rol yapan bir karakter. İnsanları güldürmesi, ortama uyum sağlaması ya da normal görünmeye çalışması aslında bir savunma mekanizması. Ancak bu çaba, onu topluma yaklaştırmak ya da insanlığı,normalliği biraz olsun anlamlandırmak yerine daha da uzaklaştırır. Bu durumun biraz olsun çocukluğunda baş göstermiş olduğunu düşünmeden etmek zor. Mesela Yozo’nun, küçük yaşta kendisine gösterilen saygıdan rahatsızlık duyması, onun insanlarla kurduğu ilişkinin ne kadar erkenden bozulduğunu gösteriyor. Güven duygusu onda ciddi bir huzursuzluk yaratıyor. Bu da insan ilişkilerini sağlıklı şekilde kavrayamamasına ve devam eden süreçte tamamen yabancılaşmasına zemin hazırlıyor. Dikkatimi çeken nokta Yozo’nun insanlığını yitirdiğinin tam olarak farkında olup olmadığı. Bence bu duruma iki ayrı pencereden bakmak mümkün. Bir yandan Yozo’nun sürekli kendini insan değilim şeklinde tanımlaması onun bu durumun farkında olduğunu düşündürüyor. Ancak diğer yandan bu farkındalık, derin bir anlayıştan çok yüzeysel ve çaresiz bi’ kabulleniş gibi. Sanki Yozo sadece kelime anlamını bildiği bu insanlığı, kavrayamadan, sadece ona ait olmadığını hissederek yaşamakta. Kurduğu bağlar yüzeysel, kırılgan ve çoğu zaman zarar verici şekilde. Sevgi, güven,
Duygu ve Düşünce
İnsanlığımı YitirirkenOsamu Dazai · İthaki Yayınları · 202560,2bin okunma
Reklam
Puan vermedi·198 syf.··
2026 2. kitabı
Çavdar Tarlasında Çocuklar hakkında net bir “sevdim” ya da “sevmedim”demekte zorlanıyorum. Ama sanırım tam da bu yüzden okumaktan kendimi alamadım,öyle ki kitabın nasıl sonuna geldim bilmiyorum . Her kitabın, okuruna illaki bir şey kattığına inanıyorum; bazen bu bir farkındalık olur, bazen bir rahatsızlık hissi. Holden da bana daha çok ikincisini yaşattı. Onu okurken zaman zaman yoruldum, hatta “lanet”kelimesinin tekrarından fazlasıyla sıkıldım ama bu tekrar bile karakterin zihnindeki dağınıklığın, öfkenin ve sabırsızlığın bir parçası gibi duruyordu. Holden’ı sevmek zorunda hissetmedim hatta yer yer itici ve tutarsız buldum. Yine de onu tamamen reddedemedim. Çünkü o dünyayı çözmüş biri değil, dünyaya uyum sağlayamamış, büyümekle barışamamış bir genç. Ve roman, bana kalırsa bir büyüme hikayesinden çok büyümeye karşı duyulan bu isteksizliğin bir itirafı gibi..Yetişkinlerin dünyası Holden’a yapay, acımasız ve samimiyetsiz görünüyor.Bu yüzden çocukluğa tutunuyor. Çavdar tarlasındaki çocukları uçurumdan kurtaran kişi olma hayali, bence bir kahramanlık arzusundan çok kendini de kurtarma isteği. Çünkü Holden en çok kendisinin düşmesinden korkuyor. Holden kaçıyor, durmadan yer değiştiriyor ama aslında hiçbir yere gitmiyor çünkü asıl yüzleşmekten kaçtığı şey, kendi büyümesi. Kitap boyunca anlatılanlar büyük olaylar değil. Kısa yürüyüşler, geçici tanışıklıklar, fazlaca iç monologlar… Ama tam da bu sıradanlık Holden’in zihninin ne kadar karmaşık olduğunu gösteriyor. Sürekli kaçıyor ama nereye gittiğini bilmiyor. İnsanlarla konuşmak istiyor ama konuştuğunda da onlardan uzaklaşıyor. Romanı okurken farkedilen şey Holden’ın yalnızlığının bağırarak değil, sızarak anlatılmasıydı. Kimse onu gerçekten anlamıyor gibi belki de o kimsenin onu anlamasına izin vermiyor. Yine de kız
Duygu ve Düşünce
Çavdar Tarlasında ÇocuklarJ. D. Salinger · Yapı Kredi Yayınları · 202171,2bin okunma
Başarı Kimin ve Hangi Bedelle?
7/10
·303 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
Sarı yüz, suçluyu işaret eden ya da sizi herhangi bir karakterle rahatça özdeşleştiren bir roman değil; yayın dünyasının sistemini ve başarıya yüklenen anlamları sorgulatan bir roman. Kitabı okurken o kadar çok taraf değiştiriyorsunuz ki… Bir sayfada “Athena,bunları hak etmedi.” Derken diğer sayfada birden Jane’nin safında oluveriyorsunuz. Yani karakterleri okurken onları sevmek ile nefret etmek arasındaki mesafe yok denecek kadar az. Zor ama kitabı okurken asıl kendiliğinden gelişen olay da “anlıyorum” diyebilmek. Roman, sadece gasp ya da yayıncılık sahasındaki ikili oynamayla ilgilenmiyor. Aynı zamanda “Bir milletin yaşadığı ulusal zorlukları anlatmak kimin hakkıdır?” Sorusunu da bariz şekilde soruyor. O milletin evladı olmasan bile o milletin yaşadığı travmaları yazarak ortaya koyduğun kitaptan kazandığın para ve ün sana helal midir? Başarısız olma korkusu, yaşadığın dünyada bir iz bırakamadan ölme kaygısının insanı ne kadar kolay bi’ şekilde dönüşü olmayan sonuçlara ittiğini çok net görebiliyoruz. Bu da kitapta kimsenin masum olmadığının kanıtına varmamı sağladı. Neticede Sarı Yüz, sadece farklı bir olay örgüsünü okumanın heyecanı değil; okurla yer yer pazarlık yapan “Beni manipüle mi ediyor?” Sorusunu diri tutan ve cevabı okura bırakan bir roman.
Duygu ve Düşünce
Sarı YüzR. F. Kuang · İthaki Yayınları · 202513,2bin okunma