“Kış geldiğinde içimdeki umut ve heyecan, en önemlisi kurtulma ve kurtarma duygusu biraz kimlik ve kişilik değiştirmişti. Değişenin ne olduğu ve değiştirenin ne olduğu belli iken bütün bunlardan kendine bir vehim çıkaran insan acuzeliğinde paltomun yakalarını kaldırarak sanki yaradılıştan kaçıyordum. İçeri soğuk girmesin gibi davranarak paltomun içinden asıl ben kaçıyordum. Kaçmak tüm yaşamım boyunca asli fiilim, varlık alanım olmuştu. Tüm kâinat, gelmiş geçmiş yaratılmışlar peşimde, ben hep soluk soluğa idim. Kendi soluğumu duymaktan, uydurduğu efsanesine inanmaktan, hem anlatan hem dinleyen hem hayret eden hem sonunda “Huuu" diyen olmaktan, yerimi tayinden şaşkındım. Koşanın, durmaksızın koşanın yeri neresiydi acaba? Daha hızlandığı ve rahat koştuğu şu bayır mı, altında az soluklandığı şu çeşmenin kenarı mı, sonsuz biteviyelikte uzanan şu kutsal kâinat düzlüğü mü neresi?”