Aysel Kılınç

Aysel Kılınç
@ayselklnc
Severiz okumayı.
Sevgili babam, ben çocukken derdi ki: "Güçlüden yana değil haklıdan yana olun kızım. Erk, el değiştirir ama hak ebedi kalır." Bazı konularda ayrı düşünsek de kendisiyle:) şimdi arkama dönüp baktığımda bana iyi bir miras bıraktığını düşünüyorum. Üstelik bunları lafta bırakmadı. Duruşuyla da hep örnek oldu. Dâima haktan yana olmaya çaba gösterdi. 💙
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Alperen'e :)
Dün, epeyce eskilerden bir öğrencim "Hocam, yazdıklarınızı okurken o kadar keyif alıyor ve yazılarınızdan öyle çok şey öğreniyorum ki." diye yazmış :) Sonra oradan epeyce muhabbet ettik. Yoğunluğumuz az hafiflesin bir çay içelim dedik beyefendiyle. Nasihatlerinize ihtiyacım var hocam, dedi. O öyle yazınca "Âhh biz bu gençlere ne yapmışız.." dedim içimden. Nasihat değil sohbet edelim; ben de senin gibi pırıl pırıl gözlerden, yüzlerden, kalplerden çok şey öğrendim ve öğreniyorum dedim. Bunu neden yazdım? Terapi sürecimde özellikle Doğan Hocamın kitaplarından, izlediğim programlarından şunu öğrendim. Biz gençlere hep üst perdeden konuşup durmuşuz. Sanki hayatı çözmüşüz, öyle bir bilge olmuşuz da. Her şeyin en doğrusunu bildiğimizi sanıp gerçek sohbetlerin önünü tıkamışız oysa. Sanırım geçmişteki Aysel de böyleydi. Bu konuda aydınlanmış olmaktan çok memnunum. Benim talebeliğim bitmedi ki nasihat edeyim. Ve bundan sonra eğitime katkım, ömrüm oldukça sohbet eksenli olacak diye de seviniyorum. 😄🤞🏻
Hayat bu; düşeriz, kalkarız. Kâh üzülür dibe batar kâh mutlu olur göklere çıkarız. Gün olur aynalara küs gün gelir aynadaki aksimize hayranlıkla bakarız. Hepsi bizim için. Şunu anladım ki en zor zamanlarımız yeniden ayağa kalkmak ve imâr etmek için en doğru zamanımız. Ve yine şunu anladım ki seni gerçekten seven her hâlinle yanında duran. Kendini en sevmediğin kendine en tahammül edemediğin zamanlarda bile kimin eli kimin gözü üstündeyse o insan, seni gerçekten seviyor. Sessizce, saygıyla o berbat zamanlarının geçmesini bekliyor; ama yanında, ama eli omzunda, gözü üzerinde. Ve tâbi en mutlu zamanlarında da yine yanında. Senin gözlerinin içi gülerken o da seninle uçuyor göklere. Diğerlerini ele gitsin. Hepsinin yaşamına kattığı bir şey vardı. Rolünü oynadı, bitti ve gitti. Hepsine şükranlar sun ve devam et. Hayat, bir armağan. Yaşamaya geldik madem yaşayıp gidelim.
Halk edebiyatına bi kulak verelim:)
Alaiye Beyi'nin oğlu Gaybi Bey, adamlarıyla ava çıkar. Bir ara güzel bir ahu görür ve adamlarından ayrılır. Ahuyu bir süre kovalar ve onu ön bacağının yanından okla yaralar. Fakat ahu koşmaya devam eder ve ileride bir tekkeye girer, kaybolur. Tekkedeki dervişler, Gaybi Bey'e ahuyu görmediklerini söyleyip şeyhlerine başvurmasını söylerler. Gaybi Bey, meydan denilen salona girer ve tekkenin şeyhini postun üstünde otururken bulur. Şeyhe durumu anlatır. Şeyh, cübbesini yukarı kaldırır ve koltuğunun altındaki oku gösterir. Şaşkına dönen Gaybi Bey, affını ve müritliğe kabulünü ister. İşte o Gaybi Bey, bizim halk şâirimiz Kaygusuz Abdal'dır :)
Aldığım bir eğitimde öğretmenlerin kişisel haklarından bahsediliyordu. Bir edebiyat öğretmenin öğrencileriyle hazırladığı panoyu, sahneye koyduğu tiyatro eseri vb. çalışmaları okul müdürü de dahil kimse denetleyemez, bu konuda öğretmene ahkâm kesemez. Elbette ahlaki noktalara dikkat edilmesi koşuluyla. Bunu öğrendim ya ben şok 😅 Oysa öğretmenler; panolar, çalışmalar yüzünden ne saçma mobbinglere maruz kalıyor, vay be dedim. Bilgi, güçtür. Ben de diyorum işimi bu kadar sevmeme rağmen neden yıllardır içimi kemiren bir şey var; meğer sorun ben değil toksik düşünce yapısıymış. İşte o toksik anlayış yüzünden nice güzel işlerin önü kesiliyor. Çünkü kendi rengimizi katamadan her şeyin en iyisini bildiğini sanan bir zümre, her adıma müdahale ediyor. Oysa bizler farklı renklerimizle güzeliz. Ve artık sanıyorum ki ciddi bir uyanış var. Farkındalıkla, kişisel haklarımızı bildiğimiz nice güzel mesleki yıllara..💙