Yaşar Kemal, bu kitapla ilgili tek endişesini anlatırken, çocukların fillerin gerçekten de bu kadar acımasız olduğuna inanmalarından korktuğunu söylemiş.
Cana, canlıya böylesine değer veren bir usta kaleminin, doğayı bu kadar içten anlatmasına şaşırmak benim amatörlüğüm sanırım.
Kitabı okurken herkes kendi hayatının filini, kendi hayatının karıncasını, kendi hayatının hüdhüd kuşunu düşünür mutlaka; ben de öyle yaptım. Güçlü azınlıkları, güçsüz çoğunlukları ama en çok da bir "çocuk masalının" nasıl yetişkinlerden daha çok şey anlatabileceğini düşündüm.
Narsist ebeveynler, çocuklarının kendilerinden ayrı bireyler olduğunun farkında değildir. Daha ziyade çocuklarını, kendilerinin bir uzantısı olarak görürler. Çocukların ihtiyaçları, ebeveynlerin ihtiyaçlarına göre tanımlanır ve kendi ihtiyaçlarını ifade etmeye çalışan çocuklar; bencil ve düşüncesiz olmakla suçlanır.
Demin birleştik ama birbirimize tek kelime bile söylemedik; daha sonra sen de, ben de vahşiler gibi gözlerimizi dikerek birbirimize bakmaya başladık. Sevişmek bu mu? İnsanlar böyle mi birleşmeli? Buna rezaletten başka ne denir, rezalet işte!