"Telaffuz ettiği tek kelime yaniydi. Yani, yani, yani, yani yani, yani yani, yani yani yani, yani yani yani deyip duruyordu. Belki de hayatta her şeyin izaha muhtaç olduğunu, tam da bu yüzden dilin açıklamalardan ibaret bulunduğunu, tam da bu yüzden dünyada açıklanacak bir şey bulunmadığını, tam da bu yüzden dünyada hiçbir şey olmadığını, tam da bu yüzden yeryüzünde anlaşmanın, konuşmanın, iletişim kurmanın imkânsız olduğunu kavramıştı. Bu feci güldürü içinde bir şeyler söylemeye kalkmak da gösterilensiz gösterenlerle, medlulsüz delillerle konuşmak olacağından en mantıklı işin elimizi kolumuzu sallayarak sayıklamak, şarkı söylemek, kekelemek, saçmalamak olduğunu fark etmişti. O komşumuza dönerim beni dinlemeye karar verirlerse. Paso yani derim, saçmalarım, kan ter içinde sayıklarım."