Evlat!
İnsan her zorluğa göğüs gerer, her dertle baş eder de, evlat acısı baş edilmesi zor bir acı. Küçücük, miniminnacık, serçe kadar can... "Serçeler'in ölümü" diyor ya.. Siz avcunuzda hiç serçe tuttunuz mu? Ben tuttum. Serçeler dokunduğunuzda tirtir titrer. Avcunuz kadar bile değildir serçeler.
Serçesini avcunda bile tutamayan bir baba okudum ben. 85 sayfalık pdf okudum. Durmadan yaşadıklarını anlatan bir baba... Ama nasıl anlatıyor? Betimlemeler, bazen küfürler saydırarak.
Evladını kaybetmiş baba dedim değil mi? Ama "Serçeler'in ölümü" diyor yazar. Kim onlar? Bunu da kitabı okuyarak öğrenin isterim.
Kitapda bir konu dikkatimi çekti. Hani bir söz vardır: "Kul sıkışmadan Hızır yetişmezmiş." Burada diyor ki; "Neden zamanında çağırmadın? Sen çağırdın ben geldim." Zamanında dua edelim. Yıkıp dökmeden, her şeyi bitirdikten sonra değil!
Kitabı bana tavsiye ettiğiniz için teşekkür ederim @Siyahbeya_z . Pdf için de ayrıca teşekkür ederim.
Keyifli okumalar...
Koray'a üzülürken birden Recaizade Mahmut Ekrem'e de üzülmeye başlıyorsunuz. "Biz buraya nasıl geldik ey yazar!" da demiyorsunuz. Çünkü hepimizi bir"sihre" inandırmayı başarıyor.
O küçük çekirdek ailenin hikayesini okuduğunuzu düşünürseniz eğer, kendinizden pek birşeyler bulmayacaksınızdır.
Fakat Koray'ın bir gri akşam çayına denk gelirseniz şayet, Dünya ve Türk edebiyatının ustaları ile "küçük bir kolinin içine bu kadar acı sığar mı?" sorusunun cevabını içiniz sızlayarak Dostoyevski'den bile alabilirsiniz.
...
Çok beğenerek okudum..
Edebiyatta mübalağa (abartma) sanatı diye bir şey vardır. Fakat yazar bu eserinde abartmayı abartmış, deliliğe vardırmış.
Ama ne yapsın.. akıl kârı değil ızdırabın böylesi!
Benim bile hikayedeki adama "kızın öldüyse öldü, zaten sadece bir fetüstü, kendine gel!" diyesim geldi ama bazı sayfalarda ağladım da... Perişan da oldum.
Kısacık bir kitap ama tek kişilik dev performans. Bu nasıl bir dimağ, nasıl tahayyül diye düşünerek okudum. Sonlara doğru karakter iyice aklını oynattı, fikrini yuvarladı; Amak-ı Hayal'deki Raci karakteri gibi birtakım tasavvuf deryalarına daldı. Sonuçta kendine bir şifa buldu mu bulamadı mı, bilemiyorum.
Kitap bir çeşit deneme diyebiliriz. Yeraltı edebiyatı ama o türün çok da etik dışına çıkmadan yapılan bir türü sanki.
Yazarı daha önce hiç okumadım sesli kitap uygulamasında gördüm kitabı ve ismi ilgimi çekti içeriğine de bakınca dinlemeye başladım. Kısa ama bir o kadar da etkili bir kitap.
(spoiler)
Doktorların çocuğunuz olmaz dediği Meryem ve Koray'ın çocuğu oluyor. Sihir. Fakat ne acı ki 5 aylıkken dünyaya gelen kızlarını 8 saat sonra kaybediyorlar.
Kızı ölen babanın çektiği acılara odaklanıyor kitap. Öyle büyük bir acı ki Koray'ın gözü hiçbir şey görmüyor ve belki de kızıyla beraber her şeyi kaybediyor. Kitabın son kısımlarında Hızırla beraber yolculuklara çıkıyor, farklı alemlere gidiyor (Amak-ı hayal' deki Raci gibi). Ve bu yolcukların birinde kitap sonlanıyor.
(Arka kapak)
Mümkün dünyalarda normal olan, her şeyin kötüye gitmesidir. Serçeler ölür, ağaçlar kurur; yağmur bereket değil, sel getirir; güneş ısıtmak için değil, kavurmak için doğar. Ve dünya denen gebergâhın hengamesinde, insan kendisiyle yeterince kavgalıysa,bazen aynalar çatlar. O çatlaklara gözünü diken insan hayatında ilk defa aynada etini değil de ruhunu; suretini, suratını değil de kendini görür. Ölerek, vazgeçerek, kendini öldürerek doğar.
"Ağlasaydım ölecektim. Çünkü ağlarsam rahatlardım ..."
Cidden.. Ne desem bilemiyorum. Kitabın adı ve kapak tasarımı çok güzel. Bu sebeple aldım diyebilirim. Yazarın başka bir kitabını okuyup pek beğenmemiş idim ona şans verdim. Kötü müydü hayır. Güzeldi. Öykü olduğu için. Öykü dünyası öyle bir dünya ki herşey serbest. Bu serbestliği seviyorum. Ancak birazcık mesaj kaygısı güdüyor olabilirim. Bunu kitapta buldum mu? Hayır. Kitap arka kapakta yazıldığı gibi evladını kaybeden bir babayı anlatıyor. Sıradan biri olmaması için baba karakterine elinden gelen herşey yüklenmiş. Değişik. Edebiyat bu ya. Herşey mübah olabilir. Bazı yerleri etik bulmadım niyeyse. Böyle.
Evlat acısı !. Ben de yaşadığım için gözyaşları içinde okudum. Duygularını çok iyi betimlemiş ve benim yüreğimdekileri kelimelere dökmüş... Nasıl bitirecek diye düşündüm , nasıl devam edecek yaşamına yada . Kimin hikayesi diye sordum ? Bu gerçek bir hikaye olmalı , yazar çok genç . O değilse kim acaba ama gerçek olduğuna eminim. Bu oturup düşünülerek yazılacak bir kurgu olamaz, yaşanmış hissedilmiş, belki sonu kurgudur bağlamak lazım çünkü. Başka türlü bitmesini isterdim ...
Yazarı Güray Süngü'nün kendisi için "bu adam baştan aşağı kederdir" dediğini söylemişti. Yazarı bunu söyleyebilecek kadar tanımıyorum ama BU KİTAP BAŞTAN AŞAĞI KEDERDİR desem abartmış olmam.
İnce bir kitap. Hem hacim olarak hem hissiyatı ile ince. Okudukça içime bir ağırlık çöktü. Sayfaları çevirdikçe ağırlık arttı. Nasıl hafifler bilmiyorum. Yakın zamanda bir yakınını kaybetmiş ve cenazesine katılamamış biri olarak bütünüyle hissettim her şeyi.
Kitabı açıklama uğraşına girmeyeceğim. Bir alıntıyla sonlandıracağım: "İnsan avcunda serçe ölmeden insan olamaz."
Kitap kısa Kadir Daniş'in uslubunu bilmiyorum, uyumadan önce okuyup bitiririm dedim :) ne o gün bitirebildim, ne de uyuyabildim rahatça. Uykumu kaçırdı içindeki acı, devamda edemedim kaldım elimde kitap öylece.
Yazarımız Kadir Daniş gerçekten bu kadar acıyı nasıl yazabiliyorsun, yazarken nasıl yaşıyorsun ?
Bu kitap acının söze dökülmüş halidir, ağıt kitabıdır, bir babanın kor olmuş âhıdır benim gözümde.
Çok güzel bir dil, tavsiye ediyorum çok beğenerek.
Ruhumda bıraktığı acı tarif edilemeyecek cinsten. Bir duygu durumunu bu kadar detaylıca anlatabilmek hakiki bir kabiliyet olsa gerek. Anlatı su gibi akıp gitse de o sıradışı benzetme ve metaforları dönüp dönüp okuma ihtiyacı hissediyorsunuz