Ben ki mürekkebin kaşıntısı, şeylerin düşüncesi, onun başlangıcından koptum geldim, ne bir kılcal damardan büyük ne de bir kavundan daha zekiyim ve hayatımın nereye varacağına dair oldukça iyimserim. O zamandan beri onu her bir zerresini sızlatıp duruyorum. Bir zamanlar beslendiği yerden bedeninin demlendiği yere doğru ince ince kaşındırarak yol aldım. Dokuların, kemiklerin arasında köşe bucak ne bulduysam öyle bir parçaladım, ciğneyip tükürdüm ki artık buralar hep benimmiş gibi.
Yukarı çıkıp musluğu söktü, rakorun dişlerine keten sardı. Keten sarılır. Çalışırken onu seyreden biri olmadığında gayet ustaca ve hızlı çalışıyordu. Musluğu tekrar taktı, vanayı açtı, sızıntı kesilmişti. Halbuki sızıntı hep vardır, ip gibi, yaşadıklarımızdan, okuduğumuz kitaplardan, seyrettiğimiz filmlerden zihnimize akan bir şeyler hep vardır.