Ayşe Nur

Ayşe Nur
@aysenurd123
“Artık sorumluluğu almamız gerekiyor. Dünyadaki anlaşmazlıkların, telaşın, gerginliğin, sıkıntının, kaygıların, kavgaların kaynağı “onlar" değil. Sürekli olarak hayattaki her kötü durumun sorumluluğunu "onlar"da bulursak degisim mümkün olmaz. Sorumlu biziz. Hepimiziz. Şehirler, binalar, yollar, savaşlar bizim aynamız. Bu aynaya iyi bakabilmemiz dönüşüm için önemli. Her tür kirliliği yaratıyoruz. Endüstrileştiğimizden beri insanlık olarak hızlı bir kirletme sürecine girdik. Şehirlerimiz çöp fabrikalarına döndü. Kimyasal atıklar nehirlere, göllere aktı, toprağa gömüldü; sanki göz önünden uzak olunca zarar vermeyeceklermiş gibi. Eş zamanlı olarak havayı da kirlettik. Çocuklarımız astım oldular. Solunum sistemi hastalıklarımız arttı. Bizler hasta olduk. Yine de durmuyoruz. Kaldı ki bunlar daha sadece görünür kirliliklerimiz. Bin yıllarca gökyüzüne bakıp hayran kalmış insanlığın artık kafasını kaldırdığında görebildiği yıldızlar veya evrenin muazzamlığı artık yok. Işık kirliliği buna izin vermiyor.Geceleri gökyüzüne baktığımızda sadece bir iki yıldızı zar zor görebiliyoruz. Belki bu yüzden artık göğe başımızı çevirip baktığımız da yok…Kirlilik yaratmaktaki maharetlerimizle artık görünür olandan görünmez olan kirliliğe kaydık. Kirletiyoruz. Kirleniyoruz. Ve bunun farkında bile değiliz.”
Sayfa 99
Reklam
“…zihin bir olgunun ideasını kavradığında istemenin köleliğinden çıkarak ondaki zamansız özü idrak edip yansıtmaktadır. Bir ağaca marangoz, biyolog veya tüccar olarak bakılabilir fakat sadece sanatçı olarak bakabilen ondaki güzelliği ve onun kelimelere gelmez ideasını görebilir çünkü tüccar odundan elde edeceği parayı, biyolog ağaçla ilgili yapacağı sınıflandırmayı ve çeşitli bağlantıları ve marangoz da ağaçtan üretebileceklerini düşünürken sadece sanatçı ağaca böyle bir hesaba girmeden yaklaşabilir. Estetik deneyim yaşayan kişi, o anda istemenin zincirlerinden hürleşmiştir ve onu hesapçı ya da çıkarcı yapan öz susmuştur; bu hâliyle de artık o idrakin saf öznesi hâline gelip olguların sıradan tanınmasını aşıp idealerin idrakine sıçramıştır. Böyle bir anda kişide zihin, istemenin kölesi olmaktan özgürleşir, çıkar hesaplarından sıyrılır ve kişi, karşısındaki şeyin "Nerede'lğini, 'Ne zaman'lığını, 'Neden'liğini, 'Neredenliğini' değil de sadece ve özellikle 'Ne'liğini" görür.”
Sayfa 46

Ayşe Nur

, bir kitap okudu
Puan vermedi·152 syf.·
2026 6. kitabı
Halil Cibran
8.4/10 · 3.457 okunma
“Allah’a ait onurlu tapınaklarının kolonları ve kutsal yerleri bizim kollarımızın gücüyle yükseldi; savunmalarını güçlendirecek kulelerin ve duvarların inşasında kullanılan harçlar ve taşlar bizim sırtımızda taşındı; adlarını sonsuza taşıyan piramitler bizim bedenlerimizin gücüyle yükseldi. Kendimiz kulübelerde ve inlerde yaşarken daha ne kadar süre saraylar ve konaklar inşa edeceğiz? Kendimiz sarımsak ve pırasa yerken daha ne kadar süre onların tenekelerini ve kilerlerini dolduracağız? Kendimiz paçavralara sarınırken daha ne kadar süre ipek ve yün kumaşlar dokuyacağız? Çünkü onların günahkâr ve suçlu aileleri aileye karşı; toplumları topluma karşı; kabileleri kabileye karşı. Bu fırtınanın ve çürüyen cesedin etrafında dönenen aç hayvanların kavgasına benzeyen bu çekişmenin önünde daha ne kadar süre toz gibi dağılacağız? Taçlarını daha kolay korumak için Arap’a karşı Dürzî’yi kucakladılar, Sünni’ye karşı Şii’yi kışkırttılar, Kürt’ü Bedevi’yi boğazlamaya zorladılar, Müslüman’la Hıristiyan’ı karşı karşıya getirdiler. Daha ne kadar süre kardeş kardeşi anasının göğsünde öldürecek? Komşu ne zamana kadar komşuyu sevgilinin mezarıyla tehdit edecek? Allah’ın huzurunda haç ve hilal ne kadar birbirlerinden ayrı kalacaklar?”
Sayfa 160·Kitabı okudu
“Mısır’ın köleliğinden Babil’e sürgüne; İran’ın zulmünden Yunan’a uşaklığa; Roma’nın zorbalığından Moğol’un baskısına ve Avrupa’nın açgözlülüğüne. Şimdi nereye gideceğiz? Bu dağ yolunun sonuna ne zaman varacağız? Evet, Pharaoh’un pençesinden Nabukadnezar’ın avucuna; İskender’in elinden Herod’un kılıcına ve Neron’un pençesine ve Şeytan’ın dişlerine. Kimin elinden düşeceğiz, Ölüm bizi ne zaman alacak da, yoklukta dinlenebileceğiz?”
Sayfa 159·Kitabı okudu
Reklam