Nesil ikiye bölünmüş. Bir kısmı bu hâtırayı, ölü uzuvları gibi bir bohçaya sarmış ona yüzünü sürüyor. Diğer kısmı ise bu hâtırayı, boğmak, ezmek istiyor. Silâhla, sopayla, tekmeyle, bütün kanlı vasıtalarla. Hayatî hiçbir kudret göstermediği halde, birbirini kucaklamak için kollarını uzatacak yerde, biri öbürünü ezmek için yumruk kullanan, tepeden tırnağa kadar kin ve gayza gömülmüş bulunan bu iki zümrenin ikisi de ruh ve iman fatihlerinin öz oğullarıdır. Lâkin ikisi de bir vehme kurbandır.
Bu iki zümreden biri, mâzinin yaşatıcı ruhunu bilmeden, köhne bir mâzi uydurup yaşatmak istiyor. Öbürü ruhsuz vehimlerden yapılmış, köksüz bir istikbal sayıklayarak onu hayatımıza hâkim kılmak için saldırmaktadır. Birincisi hasta bir kibrin, ikincisi leş kokan bir fitnenin kurbanıdır. Eskiyi isteyenler, her yeniliğe karşı tiksinme duyuyorlar. Oluşlardan korkuyor, her an bir yeni yaratılış olan hilkate hayran olmasını bilmiyorlar. Mâzi ağacının baharını çekemiyorlar, çiçeklenmesine tahammülleri yok. Bunlar, bir secdede bin doğuşun farkında olamayan, katılaşmış ruhlardır.
Karşı safta eskiyi hep yıkarak yeniyi isteyenler duruyor.
Bunlar geçmişte yaşanan, mazisi olan herşeyden nefret ediyorlar. Bizim olanlar, hep kullandığımız şeylerdir, hepsinde "eski" kokusu var. Tamamen yeni olan şeyler, dışardan bize gelen, bizim varlığımızla hiç teması olmayan şeylerdir. Bize mutlaka yabancı olan kuvvetlerdir. Bütün varlığımızı yabancıya teslim eden inkılâp, bunlara göre kurtuluş getirecektir. Mâzi ile bütün bağları koparmak, yenileşmenin şartıdır. İstikbalin çiçekleri mâzi denen ağacın köklerine muhtaç değildir. Bunlar köklerinden koparılmış, şahsiyetsiz ruh hastalarıdır. Ruhlarını kurtaramayan maziye gayzleri vardır. Geçmişi tamamen karalar, atalarını inkâr ederler. Garba hayrandırlar. Bu