İnançların sonsuz hayal ve tasavvurlar yaratabileceğine inanmayan bir nesil elbette dinî edebiyat yaratamaz ve sanatı, duyuların serbest çalışmasıyla meydana gelen bir eser zanneder.
...lâkin asıl mesele, Fatih'in ruhunu kudret ve irade, ilim ve irfan, ve bir de adalet sahalarında itina ile yaşatacak nesillerin yetişmesidir. Düşmanımız acz, cehalet ve zulümden ibaret üçüzlü bir beliyedir.
Zira irademizin kaynağı, namütenahiliğe bağlanan imanımızdır. Onsuz daima cılız ve hasta yaşamaya mahkûmuz.
İman, iktidarı telkin ettikten sonra, iktidar aşka yaklaşarak ilme hayat verir. Nihayet iktidar ve ilim birleşerek, zarurî bir halde adaleti gerçekleştirirler. Hareket, düşünce ve varlık cevheri halinde şahsiyetimiz tamam olur.
Osmanlılarda millet fikri henüz doğmamış diyenlere sorarım: Öyleyse Hüdavendigârlar, Gazi Osman'lar nedir? Bizans bir takım âvâre kılıçlara mi teslim olmuştur?
Topkapı Sarayı'nda görülen, bir tarih ve bir milletin simâsı değil midir? Bu şehrin, lâalettayin bir kalabalığın, bir topluluğun, bir sömürge halkının şehri değil de, bir milletin şehri, belki de bir milletin beyni olduğunu isbat eden, cihana ilân eden yüzlerce minare değil midir?
Her köşesinde bir devlet harikası, bir millet zaferi yükselen bu toprak, bu vatan Fâtih'lerin bize emanetidir. Ve bu toprakların üstünde yaşayan insan, eşref-i mahlukattır. Bu millet, bu vatan çocuklarının insanlık sahnesinde önderi, büyük Peygamber'dir.
Bir fitnenin bir devlet devirebileceğini eşsiz zekâsıyla bir anda takdir eden Yavuz gibi bir padişah bizzat kendi kılıcıyla yere düşürdüğü baştan henüz kan sızarken, din ve ahlâk mürşidi âlimin atının ayağından kaftanına sıçrayan çamurla ebediyyen iftihar etmek fırsatını bulduğu için vecdlere gark olur. "Alınız, der, bunu tabutuma örtünüz. Alimin atının ayağından sıçrayan çamur dahi bizim için şereftir." Kıyamete kadar gelecek genç nesillere âlimin değerini bu söz ve bu hareket kadar belagatle anlatacak bir kudret ve bir hâdise tasavvur edilemez.
Öyle iken acaba üzerinde hâlâ bu kaftan örtülü duran türbenin ziyaretçisi garip kumrular mıdır? Nerede ilme, inkılâplara susamış nesiller? Hırkada kuruyan çamur, mahşerde yakalarımıza sarılmasın! Bizi boğmasın.
Millet iradesi nerede devletten kopar da ayrılırsa orada iktidar yaşatmaya imkân bulunmaz. Fark şudur: Asrî demokrasilerde iktidar halktan devlete doğru yükselen, tecrübî (ampirik) bir gerçek olduğu halde Fâtih'in devletinde devletten halka inen bir anlaşma ve yürütme kudretidir, rasyonel (akli) bir gerçektir.
Her ikisinde halk, idare ile anlaşmış, birleşmiş durumdadır. Ve her rejimde bu anlaşma ve birlik ortadan kalkınca devşet yıkılır. Ancak demokraside ayaklar başı yürütür, otorite rejiminde ise baş ayakları idare eder.
*asrî: modern, çağdaş