Dinimiz en azından tarihi açıdan, Hindularn dininden iki bin yıl daha ileri, daha gelişmiş ve daha mükemmeldir. Fakat bizim elimize düştüğü için, hor ve sefil bir görünüme bürunmüştür.
Bazen özgürlüğü sevme yolunda atlan uygunsuz bir adım, özgürlüğü övmek için oynatılan korkusuz bir kalem özgürlüğü daha çok sınırlıyor, özgürlük aşıklarını özgürluk alametlerinin en azından bile mahrum ediyor.
Ve ben, yazgımdan, yorucu maceramdan ve senin yolunda çektiğim dert, eziyet, ızdırap, acı, üzüntü ve işkenceden bahsetmekten bıktım. Aslında ne dostun yanında dost yolunda çekilenlerden bahsetmek insanlık alametidir ne de dostun kalbini incitmek insanca bir davranıştır.
senden anlatmanı istiyorum ey özgürluk! Ey benim özgürlüğüm! Istibdadın pençesine esir düşmüşsün. Keşke kafesini kırabilseydim ve seni uçsuz bucaksız, duvarsız, engelsiz temiz fezada uçurabilseydim. Fakat beni de ipe vurdular. Ayaklarımı, gözlerimi, kalemimi, ellerimi ve parmaklarımı kırdilar, dilimi kestiler, dudaklarımı diktiler. Sen ne yaptıklarını bilmiyor musun? Şu anda ne yapıyorlar bilmiyor musun? Fakat Allah seni benimle yoğurmuştur. Allah benim bedenimi yarattigi zaman ruhun yerine seni bana ufledi ey ozgurluk! Boylece seninle dirilip canlandım; seninle nefes aldım; seninle harekete geçtim seninle gordum; seninle söyledim, konuştum. Seninle işitim, hissettim anladım, düşündům... Ve sen, ey benim tutkun ruhum! Insan ruhuna hangi ihtiyacın, bedensel gereksinimden daha elzem oldugunu biliyorsun.
Esasında "devrimci insan:, sadece sosyal bir devrime katılan insan değildir. Eğer böyle olsaydı, "fırsatçılar", "maceracılar" ve "egoistler" de devrimci olurlardı. Aksine devrimci insan her şeyden önce kendi cevherini bambaşka bir şekilde yetiştirmelidir. Devrimci insan, "geleneksel ve kalıtsak ben'inin yerine, kendi eseri olan, yani kendisinin yetiştirip yarattığı ben'ini koyan insandır.