Ayşe

7/10
·135 syf.··
2026 11. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 15 Mayıs 2026 23:34
Mücahit Bilici, Diyarbakır doğumlu bir Kürt aydınıdır. Amerikada New York şehir Üniversitesinde sosyoloji profesörü olup aktif olarak da serbestiyet'te yazmaktadır. Üzerinde durduğu başlıca meseleler: insan, islam, Kürt insan, modern islam, Tanrı, kutsal, evren... Yazarın yazma sürecine, kalemindeki değişime şahit olabilmek adına meşhur kitabı Hamal Kürt ile değil, üniversite döneminde yazdığı denemeleri topladığı ilk kitabı Gökçekimi ile başlamak istedim. Kabaca bir ifadeyle; diğer kitaplarına bir taslak niteliğindeydi. Henüz kariyerinin başında sonraki süreçleri için başlıklar niteliğinde bir giriş kitabı da diyebiliriz. Özellikle, yazarın sıkı okuyucusu olduğu Bediüzzaman Said Nursî etkilerini kitapta açıkça hissettim gerek üslup, gerekse de nitelik ve içerik bakımından. Aynı zamanda kitabı okurken, Bilici'nin kendi orjinal 'portresinden' ziyade fikirlerini takip ettiği bazen eleştirdiği bazen harmanladığı öncülerin etkisinde olan Bilici portresi vardı. Bunu bu kitaptan hemen sonra okuduğum İslamda Savaş Bitmiştir kitabına ve yazarın güncel yazılarına dayanarak söylüyorum. İslamda Savaş Bitmiştir kitabına yazacağım incelemede bundan daha detaylı bahsedeceğim. Hem bu kitap özelinde hem de genel yazıları çerçevesince yazar, kavramları zıtlarıyla kullanarak söylemek istediği şeyi çok daha net ve keskin bi ifadeyle yansıtıyor, kitabın isminden de anlaşılacağı üzere. 'tez+antitez=sentez'. Örneğin: "yukarıda Güneş, aşağıda gölge, durmaksızın bir şeyler söyler durur. Sabah vakti istediklerimizin resmi olan gölgeler, öğle vakti yapabildiklerimiz kadar kısalır." Yine her yere not düştüğüm ve kitapta en çok etkilendiğim kısım, Belirsizliklere dair adlı denemesi oldu. Hızır'ın belirsizliğinin her insanı bir hızır mahiyetinde kutsal kılmasından söz ediyordu. Aynı şekilde ism-i azam ın belirsizliğinin de allahın
GökçekimiMücahit Bilici · Karakalem Yayınları · 19991 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Yaşar, hep yazar hep yaşar!
Puan vermedi·248 syf.··
2026 6. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 16 Şubat 2026 17:40
Yaşar'a dair her şey yaşar, yaşamalı. Zülfü Livaneli 'de Yaşar Kemal in vefatından 3 sene sonra, zaten hiç ölmemiş olan Yaşar a dair bi şryleri yaşatmak için alıyor kalemi eline. Kitapta belirtiyor aslında bu hususi muhabbeti çok açık etmemeyi ama okurlardan gelen ısrarlardan sonra yazma kararı alıyor. Kısa kısa anılarından söz ediyor. Özellikle yurt dışında, paris te rusya da yaşadıkları eğlenceli, garip, bazen ümit dolu bazen çaresizlik dolu anıları anlatıyor. Yaşar kemal in eşi Thilda ile olan dostluklarından sık sık söz ediyor. Türkiyede yaşanan siyasi olayların hayatına, hayatlarına yansımalarını, nasıl başa çıktıklarını anlatıyor. Yaşar Kemal hakkında tartışılan, herkesin bir fikir belirttiği konulardan bahsedip en yakını olarak açıklık getirmeye çalışıyor Livaneli. Bu konularda evet birçok şeyi aydınlatmış olsa da bazı noktalarda kendi fikirlerini temel alarak "aklamaya" çalışıyor yazarı. Ya da daha açık tabirle kendi fikirlerine sığdırmaya çalışıuor belki. Kitaplardan ve yazılış süreçlerinden bahsediyor. Yaşar kemalin hayatının tek gerçeğinin edebiyat olduğunu, kafasında sürekli yeni hikayelerin yeni romanların döndüğünü vurguluyor. Aynı zamanda bir roman tekniği geliştirmeden de yazmaya başlamadığını söylüyor. Söylüypr da söylüyor. Yaşar kemali daha içinden tanımak istiyorsanız tabi ki başvurucağınız bir kitap değerinde. Nitekim ben, sıkı bir yaşar kemal okuyucusuyum. En sevdiğim kitapların, en dokunaklı şiirlerin, en gerçek hikayelerin, en bizden bir hayatın mucididir Yaşar. Ve bu kalem daha uzun yıllar yaşar.
Yaşar KemalZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 20162,856 okunma
Felsefenin 50 tonu
10/10
·222 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 13 Şubat 2026 00:00
Schopenhauer felsefesini ilk defa okuyorum. Daha önce hem yazarı hem kitaplarını araştırmamıştım. Ben çapraz okumada araya hafif aforizmalar serpeyim diye almıştım kitabı elime ama bu kadar güçlü bir felsefe ile karşılaşacağımı hiç beklemiyordum. Okurken tamamen başrol kitap oldu. Kitapta vurgulanan bazı konular var YALNIZLIK Yazar yalnızlığı, kişilik olgunluğunun bir parçası olarak yorumluyor. Tabi bu yalnızlığı sadece "az insan" penceresinden değil de dışarıda az içeride çok olmak şeklinde vurguluyor. Bir kimse iç dünyasında ve bilhasaa ruhunda ne kadar çok şey barındırırsa o kadar kalabalık olur, başkalarının onayını düşünmez, "kendini" gerçekleştirebilir. Ve bütün bunları da ancak kendisiyle başbaşa kaldığında 'yalnızlıkta' fark edebilir, gerçekleştirebilir. "İç dünyası zengin olan bir kişi, yazgıdan çok şey beklemez." s7 "Büyük bir kafaysa yalnızlığı seçecektir. Çünkü bir kimse kendinde ne çok şeye sahipse, dışarıdan o denli az şeye gereksinir." s22 "Çünkü herkesin kendine döndüğü yalnızlıkta, bir kimsenin kendinde neye sahip olduğu ortaya çıkar." s22 RUH ZENGİNLİĞİ Kişinin ruhunun zengin olması, hayatını yaşanılır kılar. Kişinin kötü olaylar yaşaması değil, o olaylara nasıl tepki verdiğidir önemli olan. Aptal bir adam çaresiz durumlarda ahını vahını arşa ileticekken, ruhu dolu bir adam varsa çözüm arar yoksa durumu kabullenip yol çizer. Kişin kötü ortamlarda olması değil, o ortamları nasıl değerlendirdiği önemlidir. Yine aptal bir adam ortamın derdinden iş verimini en aza indirecekken, ruhu zengin bir adam "çamura düşmüş bir inci tanesi gibi"( Sefiller (2 Cilt Takım) ) ortamı güzelleştirmeye bakacaktır. "İç dünyası zengin insan tamamen yalnızken, kendi düşünceleriyle ve hayalleriyle eşsiz bir eğlence bulur. Ruhsuz biri sürekli dernekten derneğe, oyundan oyuna, yolculuktan
Yaşam Bilgeliği Üzerine AforizmalarArthur Schopenhauer · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20259,3bin okunma
Ya da düşmüşken
8/10
·299 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 26 Ocak 2026 00:00
Bir Tarık Tufan klasiği daha, diye başlamak isterdim incelemeye. Ama kitap ikiye bölersek ikinci kısım evet Tarık klasiklerinden. İlk kısım için okurken aynı şeyi düşünemedim. Başrolümüz İshak; hiçbir yerde bulunmayp hiçbir yere gidemeyen, zamansız, mekansız, hepimizin içinde birer parçasını taşıdığı ishak. Ahmet Hamdi Tanpınar da demişti ya "bizim hayri, sizin hayri, dalgın hayri, ne kadar çok hayri var. Keşke birkaçını yolda eksem de bir tek kendim olabilsem" diye, İshak da hayri'nin ruhları berzahta tanışmış roman arkadaşı gibi... Kitabın ortalarına kadar (yani ilk ksım dediğim) klasik türk dizilerinde gördüğümüz senaryolara benzer ilerliyor. Bir sonraki adımı tahmin edebiliyorsunuz, doğru da çıkıyor ama o 15 dklık reklamları da sabırla izliyorsunuz sonraki bölüm için. Akıcılık konusunda yazar yine imzasını atmış ama olay örgüsü başlarda klasik bir Tufan çarpıcılığı taşımıyor. Hatta yazarın okuduğum diğer 9 kitabından farklı bir tarz. Tarık Tufan normalde olayları minimum duyguları maksimumda tutarak yazar. Kitaplarının altından kalkması zor, uzun süren bir derinliği olur. Hatta filme bile uyarlanan en olaylı sayılabilecek romanı Şanzelize Düğün Salonu bile bu romanın yarısı kadar olay barındırıyor. Belki de Tufan, yeni bir tarz denemek istedi, ondan farklı geldi. Ama ikinci ksıma yani kopma noktasına yani taşları oturtmaya yani artık olayların tahmin dairenizden çıkmaya başladığı, hayretlere düştüğünüz o bölümlere gelince ,işte, diyorsunuz bir bildiği vardı ve yine yaptı yapacağını. Meğer bu sefer bize olayları verdi, zaten bizde de ishakta da pusuda bekleyen duyguları biz yazıcaz. (Tabi yine iç konuşmalar her romanımızın süsü, sadece diğer kitaplara nazaran daha az) Yine İshak, Evini (?) ansızın terk eden, belki de orda zaten hiç meskun olmamış, belki de halen evini arayan, bir "ev" arayan,
DüşerkenTarık Tufan · Profil Kitap Yayınları · 20188,5bin okunma
FİKİRLERDE OHAL
Puan vermedi·176 syf.··
2026 1. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 12 Ocak 2026 00:00
Merhaba! Vahdettin Hoca'nın kitaplarını ilk defa üsküdar kitap fuarında görüp almıştım. Daha öncesinde yazarı tanımıyordum. Arap ve fars dilleri okumuş Vahdettin Hoca. Arapçadan ve Farsçadan birçok tercümeler yapmış Türkçeye. Geçen sene ise Katar'da en iyi tercüman ödülünü aldı. Ben de vahdettin ince gibi arap dili okuyan bir kürt olarak, geç tanımış olmanın eksikliğini kapatmak adına yazarın yazılarını yakından takip etmeye başladım. Öncelikle şimdilik okuduğum üç kitabı için ortak yönlerinden bahsedicem. KELİMELER Yazar, kelimelerle kurduğu bağı yüzeysel bırakmamış. Bir psikolog gibi; kelimelerin derinlerine dalmış, dinlemiş, kim kullanıyor nerede kullanıyor, aslı ne, tarihi ne, hangi yollardan geçip hangi anlamları almış, kimlerle akrabalığı var, kimlere yoldaşlık ediyor kimlerden sakınıyor... Celadet Alî Bedirxan 'ın dediği gibi "Kelimeler de gül fidanına benzer, temiz havaya, gün ışığına, temiz suya, yumuşak toprağa, sulak yere ve usta bakıcılara ihtiyaç duyarlar." Bütün bunları ince ince işleyince de en doğru kelimeyi kullanmakta ustalaşmış Yazar. Bu etimolojik uğraşı, dil işçiliğini yapan yazarların sayısı az olduğundan benim nezdimde çok büyük bir kıymete biniyor. Aynı metodu Savaş Ş. Barkçin da kullanmayı ihmal etmez. KİMLİK KAVRAMI Türklüğün Kürtler nezdinde nasıl anlamlar kazandığını, günlük hayatta hayatlarındaki yansımalarını, özellikle çocukların dışarıda Türk, evde Kürt oluşların ne tür büyüme yöntemlerine kapı açtığını, kamusal alanlarda yaşanılan zorlukları kendi perspektifinden ve bizzat yaşadığı tecrübelerden yola çıkarak anlatıyor. POLİTİK VE TARİHSEL SÜREÇ cumhuriyetten günümüze ne tür yollar çizildi, ne kararlar alındı, bunlar halka nasıl yansıdı ya da nelere mâl oldu? Yine yaşadığı olaylardan da birçok örnek vererek objektif bir bakış açısıyla
Kürdüm OHAL'de TürkümVahdettin İnce · Beyan Yayıncılık · 201617 okunma