“Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti,” der Orhan PamukYeni Hayat’ında. “Bir kitap okudum, seni buldum. Ölmek buysa, ben yeniden doğdum.”Bir kitap okudum bundan aylar önce…Auschwitz Kütüphanecisi; kitabın girişinde başka bir kitaptan bahsediyordu: “Savaş sürerken Auschwitz toplama kampındaki beş yüz çocuk ve danışman denilen birçok tutsak bulunuyordu, tabi oldukları sıkı denetime ve bütün imkansızlıklara rağmen gizli bir çocuk kütüphanesi kurmuşlardı. Sekiz kitaptan oluşan ufacık bir kütüphaneydi bu.” Yazının altında şu iki kelime: “Geceleyin Kütüphane”. Daha o anda anlamıştım bu girişin beni başka bir kitaba doğru yola çıkaracağını, ve bir kitabı okumanın yalnızca bir hayat yaşamak değil, zincirleme birçok hayata uzanan efsunlu bir yolculuk olduğunu… Umberto Eco haklıydı, okumuyor, yaşıyorduk biz! Ve William Shakespeare misali, avuç açmaya değmeyen bu yangın yerinden kaçmış, kitapların büyülü dünyasına sığınmıştık! instagram.com/reel/CUdLX9yKsbO
“Kütüphane zamana açılan bir kapıdır,” der Carlos María Domínguez ve Kâğıt Ev’i yazar, Gece Yarısı Kütüphanesi’nin yazarı Matt Haig, “Kütüphane dışarıdan kaçıp uygarlığa sığındığı bir yer gibiydi.” Hepimizin bildiği, sevdiği, bizden biri Cemil Meriç, “"Kitap bir limandı benim için. Kitaplarda yaşadım. Ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim." Kitabı, kütüphaneyi anlatan kitaplarda kendimi bulmuşumdur hep. Ve hayalim bir gün küçük, sıcak bir sahaf açmak, gelen okurlarla seçecekleri kitaplar üzerine derin muhabbetler yapmak. Bir hayata dokunmanın binlerce yolundan biri de bir insanı bir kitapla tanıştırmak değil mi? Ve burada olmamızın nedeni de! “... insanlar hayatlarında aniden başka bir hikâyeye ihtiyaç duydukları döneme adım attıklarında, istedikleri kitabı bulabilmelerine yardımcı olmak için okumaya ve okuduklarını tanıtmaya devam
Popülarite sadece benim mi hevesimi kaçıyor? Sürekli ertelediğim, kitaplığımda okunmayı bekleyen Masumiyet Müzesi kitabı çıkan diziden dolayı popüler oldu, dillerden düşmüyor ve eline kitap sürmeyen kesmin eline meze oldu diye kitabı elden çıkardım. Nerede çokluk orada … ilkesini iliklerime kadar benimsemişim galiba.
Uluslararası ilişkilere yön veren temel ilkeler, hala, adalet, özgürlük, eşitlik, insan hakları gibi değerler değil kaba güçtür. Kaba gücü elinde bulunduranlar, kendi ulusal çıkarlarını savunabilmekte, uluslararası ilişkilere yön verebilmekte.