Bundan birkaç sene önce sq ruhsal orman okulları eğitimi adı altında eğitime gönüllü olarak katıldım, eğitim ilerleyişi sonradan çok farklı anlamlara ve benim için de merak konusu olan üç büyük kitaba geldi; gizli mecazi anlamlara evrildi ve beni heyecanlandıran bu konuların karşıma çıkması kader çizgimde beraber yürümem gerektiğini düşündürmüştü....
Devam ettirmem gereken, yolun sonunu görebileceğim ve bitirebileceğim, o büyük anlamı sonunda benim de anlayabileceğimi sanmıştım. Varoluş yolum gibi gelmişti.
Uzun bi süre devam ettim, zannettim ki bilgeliğin gerçek yolunda ki gibi büyük bir sevgi, hayata uygulanabilir bilgiler, son olarak da herkesin izleyebileceği o yol'u ben de anlayacaktım...kendi içimde sorgulamalara başladım... Petrus haklı mıydı??
Baktım yolun sonu ne sevgiye ne sonsuz bilgeliğe evriliyor, yolun sonunun olabileceğini düşünmem benim hatam ama yine de kimse o çobanın varsa ki onu da bilemiyorum, içimdeki sorulara cevap bulamadı...
Belki de çok kişisel ve kendime saklamam gereken bir şeydi anlamlandırmam gereken şeyler vardı ama ben içime dönmekten korktum sonuç olarak güven sarsıcı da oldu benim adıma... Büyük bir hayal kırıklığı yaşadığım bir kaç sene sonra şu sözleri okumak içime su serpti...
"Ben ne diyebilirim ki? Duyumsadıkların sana ait, bana değil." Hayatının o zamanlarında yaşadığımız coşkusunu şimdi yaşıyorum...
Aşmamız gereken yolun uçsuz bucaksızlığını ve uzayıp gittiğini düşündüm....ve bu yolun içimizde olduğunu birinden ya da kişilerden öğrenilmeyeceğini sonuçta duyumsadıklarım bana aitti....
Yine de bugün bir tohuma dönüşmüş ve yeniden doğmuştumm toprağın ve uykunun çok rahat olmasına karşın, "yukarıdaki" hayatın çok daha güzel olduğunu keşfetmiştim.... Her zaman istediğim kadar yeniden doğabilirdim.
Şimdi düşünüyorum da, insanların