İlk başlarda ölümden ne kadar korkmasa da insanoğlu, ölüme yaklaştıkça farkına varıyor ve ondan kurtulmaya çalışıyor. Ana karakterimizde tam olarak bunu yaşadı. Bence hücrede o sefil yerde kendisiyle kalması, aç bırakılması, ağır kürek işçiliği yapması, bunların üstesinden bir şekilde gelirdi insan ama kızı Marie'nin onu tanımamış olması benim için ölümden bile ağır bir cezaydı.
ilk sayfasından itibaren tuttu yakamdan taa batman sokaklarına kadar sürükledi. diyarbakır caddesinde yürüdüm, yılmaz güney sinemasının önünde bekledim, acımış çay içtim, korsan bir kitap aldım bir tane de kaçak sigara sonra kanepenin altına girip ağladım, minik bir delikten bana bakan minik çocuğun kafasını okşadım, kırmızı pazartesiden bir sayfa koparıp yemek nasıl bir şeydir acaba diye düşündüm, evimin bahçesini bir kitap mezarlığına çevirdim.... çarpıcı, sarsıcı, sürükleyici gibi bir dünya klişe sözcük kullanılabilir elbette ama yeterli midir? işte orası tartışılır. yakın geçmişin hizbullah gerçeğinin, işkencelerinin, cinayetlerinin, kaçırmalarının, toplu mezarlarının, mezar evlerinin sıradan insanların hayatında ne kadar derin yer edebildiğini çok güzel göstermiş.
Aslında kendi benliğimizi bulmak için böyle olağan üstü bir geceye ihtiyacımız olmamalı. Sadece gereken şeyin kendimizi sevmek olduğuna ve büyük ölçüde değer vermek olduğunu kendimize hissetmeliyiz.