İnanıyorum ki, psikoterapiye yapılan saldırının altında, herhangi bir tanık olma ilişkisinin potansiyel gücünün fark edilmesi yatmaktadır.
…
Onlar bize, mağdurların kendi hakikatlerini söyleyebileceği korunmuş bir mekan yaratmanın bir özgürleşme eylemi olduğunu hatırlatır. Onlar bize, bu kutsal yerin gizliliğinde bile, tanık olmanın bir dayanışma eylemi olduğunu hatırlatır. Onlar bize, kurban ve fail arasındaki çatışmada ahlaki yansızlığın bir seçenek olmadığını hatırlatır. Tüm diğer seyirci kalanlar gibi, terapistler de bazen taraf tutmaya zorlanırlar. Kurbanın yanında yer alanlar, kaçınılmaz olarak failin maskesiz öfkesiyle yüzleşmek zorundadır. Çoğumuz için daha büyük bir onur olamaz.
Terapistin teknik yansızlığı, ahlaki yansızlıkla aynı şey değildir. Kurban haline gelmiş insanlarla çalışma bir ahlaki tutum almayı gerektirir. Terapistten bir suça tanık olması istenir. Kurbanla bir dayanışma pozisyonunu doğrulamalıdır.
Failin birinci amacı kurbanını köleleştirmek gibi görünür; bu amacını, kurbanın hayatının her alanında despotik bir kontrol uygulayarak gerçekleştirir. Fakat sadece itaat onu nadiren tatmin eder; suçlarını haklı göstermeye psikolojik bir ihtiyacı varmış gibi görünür ve bunun için kurbanın onaylamasına ihtiyaç duyar. Bu yüzden acımasızca kurbanından saygı, minnet ve hatta sevgi sözleri talep eder. Onun nihai gayesi, her şeyi seve seve yapan bir kurban yaratmak gibidir.