“İnsanın da ehli var. Herkes herkeste mana bulamıyor, hayatında yer edinemiyor. Birini senin için çok kıymetli yapan şey başkasının ilgisini asla çekmiyor. Koskoca dağlara yer yer kırmızı çiçekler serpiştiren Allah bizi de tez vakitte ehlimiz olanın kalbine nakış etsin. Ve nasip etsin ki, kalbimize dokunanlar gelip geçici olmasın; gönlümüzde iz bırakanlar yolumuzdan eksilmesin. Bizi anlayanla, susarken bile konuşabildiğimizle, varlığı içimize ferahlık verenle karşılaştırsın. Kalbimizi yormayan, aksine yuva eden sevgiler nasip olsun. Çünkü bazı insanlar gelmez, bulunur; bazı kalpler sevilmez, tanınır… ve insan en çok da kendi ehline denk gelince tamam olur.”
Bir mesele bir insanı kaç defa yaralayabilirse o kadar yaraladı. Yine de diyemedim, içimde artık sana dair bir yer kalmadı diye. Sanki ben bu kalbe giren her şeyin üzerine kapıyı kilitlemek zorundayım ve mahvolan her şeyin iyi yanlarını hatırlayıp güzel anmak zorundayım. Sanki acıyı da hatıraya dönüştürmek benim görevimmiş gibi. Kırılan yerlerimi saklayıp, eksilen yanlarımı kimse görmesin ister gibi. Oysa insan bazen sadece vazgeçmek ister. Çünkü bir duyguyu anlatmanın kırk farklı yolu var ama kırkının da bir anlamı yok, biliyorum.
Bugün iki kedim gitti Kapıyı açık bulup sessizce evi terk ettiler sabahtan beri arıyorum, yoklar.
Kapıda bekledim, belki dönerler diye ama gelmediler. İçime bir ağrı yerleşti, mideme, kalbime…
Sonra gözlerim doldu onlara sahip çıkamadım diye
kendime kızarak ağladım. Sonra giden dost için ağladım. Başıma gelen her şey için ağladım
beni yoran bu yol için de sonra beni sevmeyen bir sevgili için bile gözyaşı döktüm. En sonunda fark ettim ki, ben aslında kendim için, kendime yaptıklarım için ağlıyordum.