Çocukluğunda, büyük annesinin salonunda gördüğü bir resmi hatırladı ela; gümüş bir tabakta üç şeftali. Bir yere konmanın, bir yerde durmanın, hareketsizliğin resmi: Natürmort. Natürmort nedir? Diye sormuştu. Ölü tabiat. Tabiat ölmez ki demişti ela. Nasıl ölmez? Yağmur yağar, çiçekler açar, kuzular Meler, hani ilkbaharda ilkokul kitaplarındaki gibi. Ama basmakalıp bir el, bir tabağa üç şeftali koyarak durdurur bir şeyleri, durdurduğunu sanır, yan yana resimler asarak aynı yüzleri, aynı cümleleri, aynı alışkanlıkları, başlangıçları ve sonları yan yana, birbirlerini tekrarlayan, ama hiçbir şeye bütünlenmeyen ayrıntılarda durmadan gelişen, oluşan güçlerden korunmak için gülünç bir sığınak yapar, içine girer, bütün sığınak insanları gibi korkar. Ama titrer, dışarıda yıkılan, değişen şeylerin ona varabilecek uzantısından.