Yüzyıllarca aşk, kadınların yaşamdaki özel alanı olmakla kalmadı, istediklerini elde edebilmelerinin tek veya temel geçidi de oldu. Erkekler, bir yere gelmek için yaşamda bir şey başarmak zorunda oldukları inancıyla yetiştirilirken, kadınlar aşk yoluyla ve sadece aşk yoluyla mutluluk, güvenlik ve prestij sağlayabileceklerini fark ettiler. Kültürel konumlardaki bu fark kadın ve erkeğin ruhsal gelişiminde mühim bir etki yaratmıştır. Mevcut bağlamda bu etkiyi tartışmak yersiz olabilir ama bunun sonuçlarından biri, nevrozlarda kadınların bir strateji olarak aşkı erkeklerden daha sık kullanmasıdır. Aynı zamanda öznel aşk inancı, talepte bulunmak için bir gerekçe işlevi görür.