“Seninleyken kendimi çoğul perspektifi olan tablolardan birinin karşısındaymışım gibi hissediyorum; ben yalnızca ön plandaki şekilleri ayırt edebilirken, sen çok uzaktaki bir dağda açmış olan minik, mavi bir çiçeği fark etmeme yardımcı oluyorsun.”
Bu arzu duyulacak bir yaşam mıdır? Ölüm döşeğinde ‘Bu olağanüstü bir serüven miydi?’ diye sordurabilecek bir yaşam mıdır? Yoksa bir yaşam putu mudur? Gizemi olmayan -ve bununla karşılaşma hevesi taşımayan- hayat bitmek bilmeyen esnemelerden başka nedir ki?