"Siz de Türklüğü seviyorsunuz, biliyorum. Fakat ben istiyorum ki yalnız onun hayatıyla yaşayın. Bütün ömrünüzde onun istikbalinden başka düşünceniz, onun saadetinden başka emeliniz, aşkınız, sevgiliniz, ihtiyacınız olmasın! Onun her zaafını sevin. Her büyüklüğü karşısında secde edin. İşte o zaman Türklüğün muazzam fakat soğuk hayatını kendi küçük göğsünüz üstünde ısıtacağınızı zannederdiniz!"
"Siz sanatkârsınız ve sanatkârlar Allah'ın en sevgili kullarıdır. Allah onlara ilahiliğinden bir ışık verir. Ve onlar bu kudretle kimsenin yapamadığını yaparlar, göremediğini görürler."
"Bir millet yerine bütün insanlığı düşünmek daha büyük bir hakikattir. Fakat şimdiki medeniyetimiz insanlığın tamamını aynı şefkat, aynı kanun altına almaya kâfi mi? Biz bu zamanda yaşayanların seviyesine göre bir saadet arıyoruz. Bir zaman sonra bu hakikat değişecek, o vakit gaye, bütün insanlığın saadeti olacaktır. Kardeş olmak için insan olmak kâfi gelecek, hatta yaratılmış olmak dahi. Fakat o hakikati bulmak için medeniyetimizle birlikte yürümek lazım. Zamansız hiçbir hakikat yaşamaz! Onun için şimdilik esir Türklere biraz ümit vermeyi düşünmekle yetineceğiz."
"Aa, Miki! Demin buranın yerlilerinden biri yakınlarda güzel bir şelale olduğunu söyledi. Şelaleyi gören çiftlerin mutluluğa erdikleri söyleniyormuş."
"Ha? Cidden böyle bir şeye inanıyor musun?"
"Evet. Eğer baştan başlayabileceksek ne olursa olsun inanmaya hazırım."