Babam dedi ki...
Bir gün babama dedim ki:"Şu nefsimi resmen boğup öldüresim var. Kafası olsa kafasını koparasım var. O kadar sinirliyim ona baba." dedim. O ise dedi ki:" Muhammet, oğlum, insan atını öldürmek ister mi? O atın ipi senin elinde, yuları da senin elinde, sen onu nereye çekersen o oraya gider. O ata yemini vermezsen, at zayıflar. Arpasını çok verirsen hırçınlaşır, azgınlaşır. Eğer ölçüyü koruyamazsan, o at seni ahıra, pisin içine götürür, düşürür. Eğer o ata ölçülü şekilde bakarsan, o at seni gideceğin yere götüren bir araç da olur, yükünü taşıyan blneğin de. O at seni savaşa da götürür, çarşı pazara da. Ama atına sahip çıkamazsan, başı boş bir şekilde dağa da götürür, bataklığa da. O yüzden nefsini öldüremezsin. Onu eğitmelisin. Ya hırçınlaşır, ya usullaşır." İnsanlar belki dalga geçebilir ama, inanır mısınız, şu Ahir zamanda en güzel çözüm yollarından biri bu olabilir. Geçenlerde resmen böyle konuştum onunla. Yine inanır mısınız bilmiyorum ama. Onu bir hayvan gibi düşünüyorum. Konuştukça evcilleşiyor. Sanki eğitimli bir köpek gibi oluyor. Onu ödülsüz bırakmıyorum. Ödül vermeyi de ihmal etmiyorum. Tabi ki sınırlı şekilde. Eğer şunu şunu yaparsan, böyle bir ödülün var diyorum. O yapacaklarını yapmadan ödüle ulaşmak istiyor. Ödüle hızlıca ulaşmak için çok sinirleniyor, alev gibi yanıyor, hırçınlaşıyor. Bu halde olmasının sebebi önceden beri süregelen yap kazan mekanizmasına alışmamasından dolayı. Bu mekanizmaya alıştığında ise yavaşça usullaşıyor, uzlaşıyor. Boyun büküyor. Mesele nefsi usülüne göre terbiye etmekte.
Çocuk Olmak
Kırılgan bir sevgi nesnesi olarak ebeveyn, çocuğun agresyonunu çoğu zaman simgeselleştirmek yerine sinsileştirir. Yani agresyonu adlandırılabilir, taşınabilir ve işlenebilir bir dürtü olmaktan çıkarıp suçlulukla, korkuyla ve bakım zorunluluğuyla örter.  Böyle bir durumda çocuk için agresyon artık doğrudan ifade edilebilir bir şey olmaktan çıkar; çünkü sevgi nesnesine yöneltilen agresyon, onu yıkma, kırma ya da kaybetme tehdidiyle eşdeğer hâle gelir. Bu durumda özne iki temel yola sapar.  İlkinde bütün agresyon, daha güçlü görülen ebeveyne yönelir. Ancak burada da agresyon çoğu zaman kendi ölçüsünü aşar; güçlü ebeveyn, çocuğun fantazmatik sahnesinde bütün kötülüğün taşıyıcısı hâline gelir. Böylece suçlama yoğunlaşır, sertleşir ve bazen hak ettiğinden fazla bir yük bindirilir. Çünkü çocuk burada yalnızca o ebeveyni değil, kendi iç çatışmasının taşıyıcısını hedef almaktadır. İkinci durumda ise, eğer diğer ebeveyni suçlamak yetmiyorsa ya da o ebeveyn de aynı şekilde kırılgan bir sevgi nesnesi hâline gelmişse, agresyon dışarıya yön bulamaz ve egoya geri döner. İşte burada agresyon öz-yıkıma dönüşür. Kendini suçlama, kendini cezalandırma, kendine zarar verme, depresif çökkünlük ya da başarısızlık tekrarları bu dönüşün klinik biçimleri olabilir. Freud’un melankolide tarif ettiği mekanizma burada işler: kaybedilen ya da saldırılamayan nesne ego içine alınır ve agresyon nesneye değil, ego içindeki temsiline yönelir.  Böylece özne kendi kendisinin düşmanı hâline gelir. Bu sürecin benzer bir varyantını postpartum depresyondan da görebiliriz. Burada anne, bebeğe ya da annelik konumuna yönelik agresyonuyla baş edemediğinde, bu agresyon bazen tersine çevrilir ve aşırı bakım biçiminde ortaya çıkar.  Yani anne bebeğe karşı öfke duyduğu ölçüde, bunu bilinç düzeyinde taşıyamaz
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Her şey gelip geçiyor. Ama niye ki? Her şey, herkes kalsa olduğu yerde, Günler devrilmese, yağmurlar yağmasa, Rüzgarlar tenime değse, bir servinin gölgesinde otursam, uğuldayan yapraklara uzun uzun baksam, Sonra, hastane koridorları olmasa, Yoğun bakımdan morga tabutlar inmese, Sevgililer birbirlerinin elini bırakmasa, Bir kadın eşine güler yüzüyle kapıyı açsa, Gurbet sancısı ne demek, kimse duymasa, Her erkeğin "Baba" diye seslenen bir evladı olsa, Annelere keder gelmese, Babalar ansızın ölmese.. Sonra gitmeseler, gidenler geri gelse, Yürekleri incitmeseler, insanlar rikkati bilse Sevinçler, esintiler, gülüşmeler mi sarardı hayatımızı? Gözleri gülenin, sevdiği gelenin, mutluluğu bilenin muhatabı olsaydık? Her şey yerinde kalsa daha mı iyi sanki? Ama "Ala külli hal" denilmiş ya.. Hiçbir şey olduğu yerde durmuyor.. Durmamalı sanırım da, akmalı.. İnsan kendisi hakkında ne hayırlı bilmese, Kadere rıza gösterse, keşke demese, Ölümden ibretler alsak, Ölümsüz gibi kibirlenmesek, Hiç ölmeyecek gibi yaşamasak, Doğumlara şaşırsak, ölüme alışmasak
Hüzüntû
Babamı özledim Bugün 40 gün oldu.. ...
Sen on yedi yaşımsın.
Edebiyat
Atatürk
A na oldun baba oldun vatan oldun T ek dileğin milletinin huzuru oldu A cıktım demedin susadım demedin T ürk milleti yükselsin yücelsin istedin Ü lkün gökyüzünde yücelen Türk toplumuydu R ol model oldun her zaman hepimize K orkmadın ölmekten tek korkun vatansız kalmaktı... Anlık içimden geldiği gibi yazdım saat 22.18 28 Haziran 2026 Ankara