Bazı Gerçekler
Anne baba uykuya dalıp dünya sustuğunda, sevgiliniz ya da arkadaşınız kendi yoluna gidip kapıyı kapattığında, yan odadaki kardeşleriniz bile kendi hayal alemine gömüldüğünde... İşte o an, her şey elini eteğini çeker sizden. İçinizdeki ve dışınızdaki o mutlak sessizlikte, kendinizle baş başa kalakalırsınız. Bütün rollerin, telaşların ve beklentilerin bittiği yerdir orası. Hayatın en dolaysız, en çıplak ve en gerçek anıdır; çünkü insan en çok o kuytuda, kendi yankısını duyar. Kendimizi keşfettiğimiz, kim olduğumuzla yüzleştiğimiz o derin felsefe tam da bu yalnızlıkta gizlidir. Gündüzleri ne kadar kalabalıklar içinde kaybolursak kaybolalım, günün sonunda hepimiz o odada, kendi içimizdeki o büyük ıssızlıkla baş başayız. Aslında hepimiz, en derinde, “yapayalnızız.”
1000Kitap
Hade
Neyse kralınız geldi baba elimi öpün
Alıntı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Baba
Donuk bakışların yüreğindeki sevgisizliği dışarı haykırıyor, Sonsuz ve geri dönülmez bir kimsesizlik çukuruna hapsettin, Bencilliğinin verdiği güçle gün gün uzaklaştı varlığın yüreğimde, Ve koca bir kimsesizlik mahzenine hapsettin kendi ellerinle İçimizde ektiğin nefret tohumları gittikçe büyüyor, İçimdeki çocuk da gün geçtikçe varlığını yitiriyor gibi. Şunu anladım ki büyümek düşündüğüm gibi değilmiş, Hep kalbi kırık, başı eğik bıraktın . Kendi yetiştirdiğin sevgisizliğin bahçıvanı sen olamazsın, Sen yıkıp bozmak nedir en çok onu bilirsin . Sevgi ne diye sorulsa, “Çocuklarım” diyemezsin, dilin varmaz.
İdeolojilerin Çarpışma Alanı
Sinema dünyasında nadiren rastlanan, bilginin keskinliği ile hayatın acımasız pragmatizmini aynı potada eriten Captain Fantastic, izleyiciyi sadece bir yol hikâyesine değil, aynı zamanda sarsıcı bir varoluş sorgulamasına davet eden bir başyapıttır. Bu yapım, bir ailenin modern toplumun dayattığı konfor alanlarından kopup ormanın derinliklerinde inşa ettiği o ütopik dünyayı, gerçekliğin soğuk ve gri çeperiyle yüzleştirerek sistemin insan ruhu üzerindeki tahakkümünü kusursuz bir biçimde ifşa eder. Filmin merkezinde yer alan baba figürü, evlatlarını sistemin birer dişlisi haline getirmek yerine, onları doğayla iç içe, sorgulayan, donanımlı ve entelektüel birer birey olarak yetiştirme gayesi güder. Ancak bu "orman ütopyası", dış dünyanın pragmatik gerçekliğiyle çarpıştığı anda, ideolojik bir kule olarak yıkılmaya mahkûm kalır. Filmdeki her bir kare, doğanın ham ve kontrolsüz gücü ile modern yaşamın tek tipleştirilmiş otoyolları arasındaki o keskin uçurumu yansıtırken, bizlere şu soruyu sorar: Doğru yaşam, toplumdan kaçarak mı kurulur, yoksa toplumun içindeki o büyük kaosun içinde mi korunur? Bu eser, bilginin mutlaklaştırıldığı bir ortamda duygusal zekânın nasıl körelebileceğini, en katı disiplinin bile sevginin şefkatli dokunuşuyla yumuşatılmadığında nasıl bir "entelektüel hapishaneye" dönüşebileceğini gözler önüne serer. Yönetmen, taraf tutmaktan kaçınarak; ne vahşi doğayı kutsallaştırır ne de modernizmin konforunu mutlaklaştırır. Aksine, her iki yaşam biçiminin de insanın en temel ihtiyacı olan "aidiyet" duygusu karşısında nasıl yetersiz kalabileceğini, karakterlerin yüzlerindeki o hüzünlü yabancılaşma üzerinden ustalıkla işler. Sonuç olarak film, sadece bir aile hikâyesi değil; insanın kendi zihnine inşa ettiği o yüksek kulelerin, gerçek hayatın sert rüzgarları
Yüzüne son dokunan benmişim gibi Hâlâ teninde biraz kokum var gibi Ben yarama tuz basar giderim, yemin ederim Sana benden sonrası, yalan dolan gibi...🎧🍺🚬
Müzik
...herkesin bir parça yasak elmayı ısırmışlığı var Adem Baba; cennet gerekli, cehennem lüzumsuz değilmiş.
Şiir