• Şöyle bir hikaye duymuştum; yaşlı bir adam ölmek üzereymiş. Uzun bir yaşam sürdüğü için ölüm konusunda bir endişesi yokmuş. Güneş batmış, hava kararıyormuş. Adam gözlerini açıp, yanında oturan karısına sormuş, "En büyük oğlum nerede?"
    Karısı, "Tam karşımda, yatağın öbür tarafında oturuyor."diye yanıt vermiş. "Onu merak etme, şu anda hiçbir şey için endişelenme. Rahatla ve dua et."
    Fakat adam bu kez, "Ortanca oğlum nerede?" diye sormuş.
    Karısı, "O da büyük oğlunun hemen yanında oturuyor" demiş.
    Ölmek üzere olan adam bu kez de yatakta doğrulmaya başlamış.
    Karısı, "Ne yapıyorsun?" diye sormuş.
    Adam, "Küçük oğlumu arıyorum" demiş.
    Karısı ve çocukları, yaşlı adamın onları ne çok sevdiğini düşünmüşler. Küçük oğlan da adamın hemen ayak ucunda oturuyormuş.
    "Baba, buradayım" demiş. "İçin rahat olsun, hepimiz buradayız."
    Bunun üzerine adam şöyle demiş, "Hem hepiniz buradasınız hem de rahat olmamı söylüyorsunuz. Peki herkes buradaysa dükkana kim bakıyor?"
  • Kuvvetli, kararlı bir babamız olsun, bize neyi yapıp neyi yapamayacağımızı söylesin isteriz. Niye? Neyi yapıp neyi yapamayacağımıza, neyin ahlaklı ve doğru, neyin ise günah ve yanlış olduğuna karar vermek zor olduğu için mi? Yoksa suçlu ve günahkar olmadığımızı işitmeye her zaman ihtiyaç duyduğumuz için mi? Bir baba ihtiyacı her zaman mı vardır, yoksa, kafamız karıştığı, dünyamız dağıldığı, ruhumuz daraldığı vakit mi isteriz babayı?
  • Hakkım yok mu?
    Sen ki benim uğruma yaşamı, benimkini, öylesine acı tatmıştın, baba, ilk bulanık demini yudumlayıp
    zorlanışımın ve hep yeniden tadarak, ben büyüdükçe,
    bir yabancı geleceğin ağızda bıraktığı buruklukla dolu,
    benim çok bilmiş bakışımı sorgulardın,
    – babam, sen ki öleli beri, çok zaman umudumun içinde, benim içimde korkuyorsun,
    ölülerin ülkeler dolusu erincini veriyorsun
    bir parça alınyazım uğruna, hakkım yok mu?
  • Bence herkeste ara sıra bir Oblomovluk var. Belki bizde ki ömür boyu sürmese bile ara sıra böyle yatıp kalkmayasımız geliyor. Ama sanırım Oblomov hepimize göre çok daha iyi niyetli. Yaşadığı aşk orda ki utangaç duygular her şeyi içinde yaşıyor oluşu tam kendisine uygun bir durum. En yakın arkadaşlarıyla olan diyalogları beni üzmedi desem yalan olur. İnsanların başkalarını böyle kullanması içler acısı. Bazı durumlarda yakamı parçalayasım geldi artık şu evden bir çık diye. Hatta bazen vizyonsuz adam dediğim bile oldu. Amaçsız idealsiz. Sonra bize baktım hep bir koşturma bir şeyler yapmak isterken maddiyat zaman iş güç biz evden çıkıp eve giremeyen bir Oblomovuz bence. Klasiklerden alınan tat maalesef hiç bir şeyden alınmıyor. Kısıtlı bir süre de okudum ancak elimden bırakamadım. Klasik diyince de gözünüz korkmasın. Öyle milyon tane isim uzun uzun tasvirler tarihi olaylar hiç biri o kadar yoğun değil. Gayet akıcı bir eser. Herkesin okuması gereken klasiklerden biri. Çok yakın zamanda bir klasik daha var elimde o baya baba klasiklerden bakalım ona ne zaman sıra gelcek.
  • Dikkat Spoiler içerir.
    Lady Chatterley'in Sevgilisi ve Oğullar ve Sevgililerden sonra bu okuduğum ücüncü D.H.Lawrence kitabi.Sunu anladim ki Lawrence bir gerilim yazari.Anne-oğul, baba-kız,kadin-erkek,iki kardeş arasindaki gerimleri cok iyi aktarabiliyor.Hani bazen karsinizdaki insanla aranizda uzun susmalar olur,konuşmak isteyip de konuşamazsiniz,söylemek istedıginiz ya da soylemek istemedıginiz sözler vardir iste yazar bunlar doğru kelimlerle ustaca anlatibiliyor.Öyle ki kahramanlarin yerine siz de huzursuz oluyorsunuz.Bu kitap uzunca, kurgusu da akici değil.Baş kahraman 250'nci sayfada doguyor.O yüzden geniş bir zamanda okunsa daha iyi olur.1915te basılmis.O yillarin kirsal kesim İngilteresinde egitim durumunu insanlarin kafa yapisini görüyoruz.Zaman zaman da sömürgelere ve savaşlara değiniliyor.Kitapta üç nesil var ancak ilk iki nesil Ursula isimli baş kahramanin genetik ve psikolojik mirasini yansitabilmek icin verilmiş gibi.Bütün kahramanlar beni çok şaşirtti.Hepsi çocukluğundan bambaska bir seyir izledi.Ursulanin üvey dedesi Tom kendinden buyuk dul ve cocuklu Polonyali parasiz bir kadinla evlendi.O dönem şartlarinda bu dogru bir evlilik degildi.İlk görüste evlenmeye karar vermisti.Bu bir aşk miydi sadece cinsel bir cekicilik mi belli olmadi hic. Kadin sessizlikten güc alan hani derler ya çelik gibi sertti ve ona kendini asla tam olarak vermedi. Kapali bir tarafi oldu hep.Aralarindaki cinsel gerilim onlari onları düşman yapti.Aksamlari uzun saatlerde birbirini öldürmek bile istiyorlardi.Ama asla vazgecemiyorlardi.Tom kadinin kızı Annaya da tuhaf bir sevgi gelistirdi ve kendi öz cocuklarindan bile daha cok babalik yapti.İyi bir egitim almasini sagladi.Anna annesi gibi sakin degildi.Sorgulayan ve isyan eden bir tarafi vardi.Canli bir kızdi.Üyev babasinin yegeni olan Will'e aşik oldu.Will yakisikli ve sessisdi.Anna'nin ışığına uygun degildi.Evlendiler.Anna da kendini kocasina kapatti.Bu annesinden aldigi genetik bir miras miydi yoksa cocuklgundaki gözlemlerinin bir sonucu mu belirsiz.Baslangicta gayet kibar olan Will de değisti.Annayı görmezden geliyor kendince ondan boyle intikam aliyordu.Bedensel doyum yasarlar hemen arkadindan dusman oluyorlardi.Gundüz düsman gece aşık oluyorlardi.Yazar belki de evliliklerin benzerligini sorguluyordu.Sonunda Anna teslim oldu evlilige dokuz tane cocugu oldu.Ursula en buyuk cocuk olarak gereginden cabuk buyudu.Babasinin gözdesiydi.Annesiyle arasi hic iyi olmadi.Annesini zayif ve anlamsiz buluyordu.Bu onu guclu biri olmaya itiyordu.Ursula parasal ve bedensel olarak özgurlugunu kazanmaya calisan bir kadin ve o donem icin örnek bir kadin olarak karsimiza cikiyor.Ama asla ne istedigini bilmedi.Ögretmenlik yapti sevmedi.Toplumsal faydayi onemsemiyordu.Cınsel tutkularini dinleyen bir kadin oldu.Eşcinsel iliskiyi bile denedi.Her seyden pisman oldu.Ilk sevgilisiyle uzun yillar suren bir iliskisi oldu.Evlilik oncesi terk etti.Sonra pisman oldu.Bir cok kadin gibi yaslandikca annesine benzedi.Onun teslim olusunu hakli buldu.Ama sevgili geri donmedi.Cinsel icerigi yuzunden bu kitap bir donem yasaklanmis.Cinsellik burada asil konu degil.Insanin bir dogasi olarak onu yonlendiren guclu ve karmaşik bir duygu olarak karsimiza cikiyor.Kitabin ismi de bence insan dogasinin cok yönlü ve karmasik olmasindan geliyor.
  • Çok özlemişim seni Aziz' im.
    Tarih 6 - 7 Eylül 1955. Çoğumuzun belki hiç bilmediği, bilenlerin de kulaktan dolma veya yüzeysel bir şekilde araştırıp bildiğini sandığı o malum, iğrenç olaylar. Yazacak çok şey var inanın. Sizi @TUCO HERRERA' nın incelemesine davet ediyorum, daha ayrıntılı olacaktır eminim.
    İktidar partisi olan DP Kıbrıs olaylarında kullanmak üzere ülkemizden birisini (çok bariz bir şekilde istihbarat elemanını) kullanarak Atatürk' ün Selanik' te bulunan evinin bombalandığını tüm radyo ve basın araçları ile halka duyurmuştur. Bunun sonucunda gayet "sistemli, hazır ve düzenli!" bir şekilde özellikle büyük şehirlerde Rum asıllı ya da Rumlara yönelik; yağma, zarar ve yaralama/öldürme hareketi başlamıştır. Aziz babaya göre bu kadar büyümesini DP hükümeti de beklemiyordu. Bu ülkemiz adına büyük bir utanç kaynağı olmuş, ayrıca masum bir sürü insan bundan zarar görmüş, mal zayiatını geçtim hayatını kaybedenler olmuştur.
    Tabi ki o dönemde olan her "BOK" Amerika ve ülkemizdeki işbirlikçilerin yönlendirmesi ile "KOMİNİSTLERE" bağlanmıştır. Rezilliğin, kokuşmuşluğun dik alasıdır.
    Aziz baba ve arkadaşları da daha önce fişlenmeleri sebebiyle tüm hukuk kuralları çiğnenerek (şimdi de ona doğru gidiyoruz gibi) hiçbir sorgulama, suçlama olmadan askeri cezaevine atılmıştır. Aziz babanın kaleminden bu iğrenç olayları okumak isterseniz buyrun alın (NE OLUR, LÜTFEN). Kimseye eyvallahı olmayan adam gibi adam ışıklar içinde uyu.
  • Öncelikle okuduğum kitaplar içerisinde anlamlı ve özel bir yeri olmasında büyük katkısı olan Tuco Herrera ya teşekkürlerimi borç bilirim. Aziz Nesin’in daha iyi anlaşılması konusundaki çabaların ile emeklerin, takdir ve gıpta edilecek boyutta.

    İyi ki varsın…!!! =))

    Aziz Nesin’in sürgün olduğu yıllardaki yaşadıklarını detaylı bir biçimde anlatan, kitabın ne kadarda komik yönleri olduğu görünse de içerisinde çok büyük bir hüzün barındırıyor. Açıkçası duygusal etkisinden dolayı kitabı okuyanların çok zorlanacağını tahmin ettiğim bir kitap. Dönemin yanlış, adaletsiz ve peşin hükümlü kararların Aziz Nesin’nin hayatını ne kadar değiştirdiğini gözlemleyebiliyorsunuz. Hayatın kendisine yaşattıkları karşısında öyle derinden hissediyorsunuz ki adeta kendinizi Aziz Nesin’in yerine koyacak kadar yaşamış buluyorsunuz. Yalnız bir adamın; baba,eş,yazar ve farklı birçok yönlerini derinden hissettiren kitapta; insani değerlerin ne kadarda kaba,önemsiz ve ucuz olduğunu ne yazık ki görülebiliyor. Kitabın beni derinden etkileyen kısmı,ilk defa gördüğüm ailesi ile ilgili kısımları oldu. Sanırım yaşananlardan sonra  kendisini en çok yıpratan ve bedel olarak ağır hissettiği kısım yine ailesiyle ilgili olan kısımdır. Kendine has üslubuyla,her anlamda kendisinden parça taşıyan bu güzel kitabı,Aziz Nesin’i yakından tanımak isteyen okurların kesinlikle okunmasını tavsiye ediyorum. Herkese iyi okumalar...