bir gün yaşlı bir balıkçı, yetiştirmek için yanına bir delikanlı almış.
birlikte balığa çıkmışlar.
delikanlının ilk işiymiş bu. yaşlı balıkçının her hareketini takip ediyor, işin inceliklerini öğrenmeye çalışıyormuş.
denizin ortasında bir yere gelince yaşlı balıkçı takayı durdurmuş.
delikanlıyla birlikte ağı suya atmışlar.
bir süre bekledikten sonra sıra ağı toplamaya gelmiş. yaşlı balıkçı dümeni tutarken delikanlı da balıkçının tarif ettiği şekilde ağı toplayıp çekiyormuş.
o sırada ağın içinden irice bir balık, ağlardan kurtulmuş. delikanlı son anda kaçan balığı fark etmiş, “amanın, balık gidiyor!” diye bağırmış ama balık hızlıca suyun içine doğru yüzüp gözden kaybolmuş.
“dert etme” demiș yaşlı balıkçı, “öyle tek tek her balığın peşine düșecek olursak ohoo. ağdakileri çıkarsak bize yeter.”
“öyle deme babaaa” demiş delikanlı, ne balıktı görmeliydin. nah kolum kadar. nasıl gitti anlamadım. hiç abartmıyorum, kuyruğu şu tuttuğumuz balıklar kadar vardı. kolay kolay gelmez öyle bir balık bir daha. balık değil, balina yavrusu mübarek!”
“biliyorum, biliyorum” demiş ihtiyar gülerek.
delikanlı şaşırmış. “sen de gördün mü baba?” diye sormuş.
“yok görmedim ama kaç yıllık balıkçıyım be evlat. bilirim ki, kaçan balık büyük olur.”
***
işte böyle, insan elinden kaçırdığı fırsatın büyüklüğüyle hayıflanır durur. belki o kadar da büyük bir fırsat değildir, hatta pire kadardır ama elden bir kaçtı mı, insanın gözüne dağ kadar büyük gelir.
selcen yüksel arvas - atasözleri ve hikâyeleri (85) (carpe diem)