#yks #yks2026 #hukuk #edebiyat 2025 yks de ea da 14 bininci oldum, hukuk fakültesine yerleştim, aynı yıl babam evden kovdu, annemle en son ne zaman konuştuğumu hatırlamıyorum, akciğer sönme hikayem var 10 dk masaya eğilerek bir şey okusam boğulacakmışım gibi oluyorum, sınav yılında sınıf ortamında girdiğim tek sınav yks nin kendisiydi, dershane kurs herhangi bir destek almadım, burada ne dramın içinden aman ne başardım be gibi bir yerden değil pek de mükemmel olmayan dökülmüş hayatları olup emek edip istediğini alabileceğine inanan insanlar var, alan demiyorum neticede bi talihsizlikle yolunda gitmeyebilirdi de, bir yerlerde sizden kötü durumda olan insanlar hep var, doğmayı, doğduğunuz aileyi, coğrafyayı, koşulları herhangi bir şey seçmediniz bir şekilde hayatın size başlangıçta uygun gördükleriyle hayatı yoluna sokma challenge, benim hikayemde olmaması için tüm koşullar elverişliydi. Ola ki sürecinin mükemmel gitmediğini düşünüyorsan
Daha rahat olsun diye herhalde
Babam tam biraz rahat edip koltuğa yaslanacaktı ki Tabuta yatırdılar...
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
İnanmıyorum, inanmayacağım. Aşk diye bir şey yok. Ben gözlerimi kapattığımda, Arkamda hep babam olacak. Bir başkası değil. Bir insanın beni benim için sevmesi, Saçma ve gülünç geliyor. Olmaması gereken şeyler. Neyse, Tek aşkım Beşiktaş'ım. Mesleğimden önemli tutacağım birşey de çıkmayacak karşıma.
On Sekiz
On sekiz yaşındayım, Efkâr çöktü omuzlarıma. Ne babam sevdi beni, Ne de sevdiğim çocuk. Annemi kaybettim, Geçmedi daha izi. Kırık bir kalple yürürken Umudu da bıraktım geride. Altı yıl sevdim birini, Gitti, benzerimi buldu. Tam unutmuştum derken, Döndü, düzenimi bozdu. On sekiz yaşındayım sözde, Yolun daha başında. Ama kalbim yorgun artık, Heveslerim çoktan ardımda. Ne sevdiğim sevdi beni, Ne âşık, ne dost sandığım. Sanki bir yanım hâlâ On iki yaşında kaldı. Aile var etrafımda, Ama bana uzak gibi. Sevgi var diyorlar hâlâ, Bense hissedemem artık gibi.
Şiir
Formülün Dışındaki Kızlar
Önümdeki masada duran boşanma dilekçesinin "Geçimsizlik Nedenleri" kısmına bakıyordum. Otuz yaşındaydım, 3 yıldır avukatlık yapıyordum ama adliye koridorlarında geçen bunca zamana rağmen bazı kelimeler hala ilk günkü gibi canımı yakabiliyordu. Müvekkilim, kucağında iki aylık kızıyla karşımda oturan yorgun bir kadındı. Dilekçede tam olarak şöyle yazıyordu: “Davalı koca, müvekkilin erkek çocuk doğuramamasını gerekçe göstererek müşterek konutu terk etmiş, müvekkile psikolojik şiddet uygulamıştır…” Dosyayı yavaşça kapattım. Antalya Adliyesi'nin dördüncü katındaki ofisimin penceresinden dışarıya, uzaklardaki Beydağları'na doğru baktım. Hava sıcaktı ama o kelimeler beni bir anda yirmi yıl öncesine, Elmalı’nın o buz gibi, ahşap kokulu gecelerine götürdü. Kendi çocukluğumun kokusu, burnuma bir kez daha toprak tadıyla karışık havuç ve fındık kokusu olarak geri geldi. Bizim eve fındık, fıstık ve havuç hep çuvalla girerdi. On yaşındaydım ve o güne kadar babam Mücahit’in dünya çapındaki gizli bir sincap örgütünün lideri falan olduğunu sanıyordum. Çünkü normal bir insan, oturma odasının köşesine her hafta yeni bir Antep fıstığı veya fındık çuvalı yığmazdı. Babam kamyonu kapıya yanaştırıp kasaları indirdiğinde, annem Zehra mutfakta içini çeker, Elmalı usulü bir tevekkülle başını sallardı. Babam ise gözleri parlayarak içeri girer, "Bak hanım," derdi, "bu seferki havuçlar özel. Alanya’dan getirttim. Suyunu sıkıp içeceksin, fındıkları da kavurmadan yiyeceksin ki şifası kaçmasın. Bu sefer olacak, hissediyorum." Annem ellerini önlüğüne siler, o her zamanki sakin ama bıkkın sesiyle mırıldanırdı: "Bey, Allah’ın emri bu... Mutfakta aş pişer, çocuk pişmez. Yemekle, çerezle olacak iş değil bu, anla gari." Ben o zamanlar bu konuşmaları bir tür gizli yemek tarifi zannederdim. Evde sürekli bir
Duygu ve Düşünce
Ben küçükken annem ve babam kavga edince uyuyor numarası yapardım
Sesleri yükselmeye başlayınca, battaniyeyi başıma çekerdim. Gözlerimi sıkıca kapatır, nefesimi bile yavaş alırdım. Çünkü biliyordum beni uyuyor sanırlarsa, belki kavga etmeyi bırakırlardı. Bazen kapım açılırdı. Annem gelip üstümü örterdi. Babam sessizce odadan bakardı. Ben ise hiç kıpırdamazdım. Çünkü korkardım. Ya gözümü açarsam, İkisinden biri gider diye… Sabah olunca hiçbir şey olmamış gibi davranırdık. Kahvaltı hazırlanırdı. Ben okula giderdim. Ama içimde hep aynı soru olurdu: “Bugün eve geldiğimde her şey yerinde olacak mı?” Yıllar geçti… Bir gün yüksek bir ses duydum, kalbim hızla çarpmaya başladı. Sonra fark ettim… Evde kavga yoktu. Ben hâlâ çocukluğumdaki seslerden korkuyordum. O gün anladım… Bazı çocuklar oyuncaklarını değil, Evdeki huzuru kaybetmekten korkarak büyür. Ve bazen… Bir çocuğun en büyük hayali, Yeni bir oyuncak değil, Anne ve babasının sessizce oturduğu bir akşam yemeğidir. Çünkü… Çocuklar kavgaların nedenini anlamayabilir. Ama o kavgaların hissettirdiği korkuyu, Yıllar geçse de unutmayabilirler… 🤍
Alıntı