“Tüm insanlığı düzeltmek, bütün çirkinlikleri ve insanların mutsuzluklarını ortadan kaldırmak gerçekleştirilebilecek şeyler gibi geliyordu, kendi kendini düzeltmek, bütün erdemleri içselleştirmek ve mutlu olmak çok kolay ve basit görünüyordu. Bununla birlikte, bu soylu gençlik hayalleri gülünç birer hayal midir ve bu hayallerin gerçekleşmemesinde suçlu kimdir bir tek Tanrı bilir...”
Yaşamınızın belli bir döneminde olaylarla ilgili bakış açınızın tümden değiştiği, o ana dek gördüğünüz her şeyin henüz bilmediğiniz öbür yüzünü size döndürdüğünü ansızın fark ettiğiniz oldu mu hiç sevgili okurum? Benim ilk gençliğimin başlangıcı saydığım böyle bir manevi değişiklik ilk kez bu yolculuğumuz esnasında başıma geldi işte. yalnız olmadığımızı, yani ailemizin bir toplum içinde yaşadığını, bütün olayların yalnızca bizim çevremizde dönüp durmadığını, bizimle hiçbir ortak yönleri olmayan, bizim için kaygı duymayan ve hatta bizim varlığımızdan haberleri bile olmayan insanların da başka bir yaşamı olduğunu ilk kez açıkça düşünüyordum. Kuşkusuz bunların hepsini eskiden de biliyordum; ama şimdiki kadar bilmiyor, bilincine varmıyor, hissetmiyordum.